Neden

Hem dost sohbetlerinde hem sosyal medyadaki paylaşımlarda giderek sık karşılaştığımız konu: iş hayatlarının bunaltıcılığı, verimsizliği; günümüz dünyasının yoruculuğu; hayatlarımızın ne kadar hızla geçtiği, hiçbir isteğimize zaman bulamayışımız ve tüm bunların yarattığı korkuyla karışık umutsuzluk. Yani genel olarak bir günlük hayatımızdan şikayetçilik ve düşüş hali.

Sözümüz hayatını tutkuyla yaşayanlar, heyecanla çalışanlar meclisinden dışarı; çoğunlukta bir tükenmişlik halidir gidiyor. Herkeste bir arayış var, ancak arayış dediğimiz şey pek aktiviteye geçemiyor çoğu zaman; akıllardan “ah keşke şunu yapabilsem” gibi cümlelerle geçip gidiveriyor, şikayetçi olunan hayatın koşturmacasında savrulup kayboluyor.

Etrafta hayallerinden uzakta olmaktan da uzak olarak, artık hayallerini unutmuş olan, günlük hayatına resmen mutsuz olarak devam eden o kadar çok insan var ki;  bu durumun çözümleri olmalı, bu kadar da oluruna bırakılmamalı bu renksizlik, bu heyecansızlık hali dedik ve üzerine düşünmeye başladık.

Önce kendi hayatlarımızı riskler de alarak senelerdir istediğimiz üzere daha mutlu olacağımız tarafa doğru çevirdik (bkz: Burcu , Burak ),  sonra bu değişmeler ya da değişememelerle ilgili daha çok okuyup yazmaya başladık.

Hepimizin bu kadar isteği, hayali varken ve hepimizin hayatı kısacıkken bizi bunlara başlamaktan alıkoyan şeyler neler acaba? Bu sorgulamalarda kendimize karşı ne kadar dürüstüz? Farketmeden çocukluğumuzdan beri bize öğretilmiş kalıplara göre düşünüyor ve davranıyor olabilir miyiz? Kendi cevaplarımızı sorgulamak yerine çevremizi ve onların yargılarını dinliyor olabilir miyiz farketmeden?

Hayatı olduğu gibi kabullenmek, bundaki güzellikleri görmek takdire şayan; tevekkül iç rahatlatıcı; ancak kendi hayatlarımız, kendi mutluluğumuz için ne kadar çabaladık, öncelikle sorgulanması gereken konu bu belki de. 

Pazartesiler manidardır. Yeni planlar pazartesi günleri uygulanmaya başlanır, olmazsa bir sonraki pazartesiye ertelenir; sevmediğiniz bir iş hayatınız varsa pazartesiler sendrom günüdür vb.

Peki…

Biz pazartesilerimizi değiştirmeyi ne kadar çok istiyoruz? Bu bizim için sadece bolca sızlandığımız bir sohbet konusu mu, yoksa ciddi miyiz bu istekte?

Gerçekten istiyorsak görünmez bir kahramanın bir anda her şeyi değiştirebileceğini mi umuyoruz, yoksa bunun için kendi sorumluluğumuzun farkında mıyız?

Bugün atılabilecek adımların farkında olup onları değerlendirebiliyor muyuz; yoksa onlara tamamen kapalı olup ‘bir gün’ bir adım atacağımızı mı düşlüyoruz?

Nasıl pazartesiler istiyoruz?

Bu pazartesilere ulaşmak için engellerimiz neler?

Bizim yapabileceğimiz şeyler var mı?

Peki pazartesilerini değiştirebilmiş olanlar nasıl değiştirdiler, onlar ütopik karakterler mi? Aramızdaki fark ne?

Sözün özü, tüm bu pazartesi sendromu muhabbetlerinin içinde, kalan pazartesilerimiz farklılaşabilir mi? Başka bir pazartesi mümkün mü?