Arzum Salmanlı

“Benim zamanında bıraktıgım iş arkadaşlarımın altında şu an lüks otomobiller var, ben toplu taşıma kullanıyorum; ama inanılmaz mutluyum. Kurtuldum arkadaş, stresten kurtuldum! Benim için olay bu. Arkadaşlarımın çoğu benle konuştukları zaman hep diyorlar ki “Ne kadar iyi geliyorsun”. E iyiyim, mutluyum çünkü! Hayat o kadar zor değil, o kadar uzun değil, o kadar dert edinmeye gerek yok.”

 

Kendinden biraz bahseder misin? Arzum kimdir, nerelerde yaşadı, neler yaptı?

1969 Ankara dogumluyum. İlk-orta-lise hayatım Ankara’da geçti. Ardından üniversitede Eskişehir Anadolu Üniversitesi işletme bölümünde okudum. Okul döneminden sonra bir süre İngiltere’de yaşadım. Orada bir otelde çalıştım, dil eğitimlerine devam ettim…. Döndükten sonra Ankara Sheraton’da superviser olarak işe başladım. 26 yıldır evliyim ve 26 yıldır İzmir’de yaşıyorum. Evlenip İzmir’e geldikten sonra da burada Ege Palas’ın açılış aşamalarında çalıştım.

Başlarken hayallerin nasıldı?

İngiltere’de işe başladıgımda oradaki pub kültürünü Türkiye’ye nasıl getirebilirim diye düşünüyordum, seneler önceydi tabii. Girişimcilik ruhu vardı yine. Hiçbir zaman bir kurum altında onun üniformasını giyerek çalışmak istemedim ama iş hayatında o şekilde çalıştım. Pub açamadım 🙂

Pazartesilerde zamanla ne değişti?

Ankara Sheraton’da işe başladım, Ankara Sheraton’ın, İzmir’de Ege Palas’ın, kurulum aşamalarında bulundum. Hep birilerini memnun etmeye çabalayan ama kendi memnun olamayan bir insan oldum. Hizmet sektörü cok agır bir sektör. Cmt pazar bayram yılbaşı vs tatiliniz yok. Sizin en yogun zamanlarınız onlar oluyor. Parasını verdiğinde her türlü saygısızlıgı kendinde hak gören insanlar da oluyor, kaprisli insanlar da oluyor, hepsinden sorumlusunuz… Hayallerimi gerçekleştirmek yerine onları mutlu edebilmeye çalışıyordum. O sebeple ne kadar üst pozisyonlara çıkmış olup ne kadar yüksek paralar kazanıyor olsam da ilerletmek istediğim bir kariyer olmadı, cocugumun dogumunu bahane ettim kendime.

Benim özümdeki çocuk ruhluluk hiç o mevkilere uyum sağlamamıştı aslında, oraya ait değildi zaten… İstifa kararı hiç zor olmadı o sebeple.

Çocuk sahibi olmak istediğim bir dönem geldi, maddi durumumuz da o dönem rahattı; istifa edip çocugumu büyüttüm. Çalışan anne çocugu oldugum için hep kek kokan evlere bir özlemim vardı ve kendi cocugum olursa hangi mevkide olursam olayım onu öyle büyütmek istiyordum.

Zaman zaman pişman oldum mu? Şu şekilde oldum; daha mı önce bıraksaydım diye düşündüğüm oldu. Ama o zaman da o yaşanmışlıklar olmayacaktı, dolayısıyla şu anki Arzum olmayacaktı, her şey vaktinde gelişmiştir diye düşünüyorum.

İstifa ettin, bir kaç sene kızınızla ilgilendin.. Sonra?

O okul çağına girdiğinde hayatıma tiyatro girdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde kadın tiyatroları kuruldu. İyi bir oyuncu oldum. En ağır hastalıklarımda bile sahnede hiç bir şey yokmuş gibi devam ederdim. 6-7 yıl devamlı sahnedeydim, son bir senedir bel fıtıgı ameliyatından dolayı ara vermek durumunda kaldım ama devam edeceğim.

Bir dönem geldi maddi anlamda çok zora düştük ve o en darda oldugumuz süreçte çıkış noktası ararken şu anki markamız Lucky Angel doğdu. Ellerime şişlerimi alıp örgü örmeye başlamış buldum kendimi. Deriyle, farklı materyallerle birleştirdik ve bambaşka bir hikaye çıktı ortaya.

Ticaret yapmak, marka yaratmak fikri nasıl gelişti?

Benim hayatımda bebekler ve yaşlılar çok öndeydi, çocukluğumdan beri öyle. Bir süre sonra ben kendimi bebeklere bir şeyler yaparken buldum. En büyük desteğim eşim Taşkın oldu, “Sen deriyi biliyorsun, bende de iyi kötü zevk var, örgü örerim, bunları birleştiririz”dedim. Sevdiklerimiz için güzel şeyler çıkartmaya başlayınca, “Siz bunu neden ticarete dökmüyorsunuz?” dendi, biz de heyecanlandık ve ticarete başladık. Dünyanın düzeni ne yazık ki para üzerine, onu da kazanmamız gerekiyor çünkü.

Benim hiç aklıma gelmezdi bir gün elime şiş alıp, ip alıp örgü öreceğim…Daha önce örgüler örmüş bir insan değilim ama fark ettim ki, o büyüklerimizden gördüğümüz işler, öğretilenler hiç bir zaman boşa değil. Heybeye ne kadar çok şey koyabilirsek o kadar katkı sağlıyor. Benim de seneler önce öğrenip heybeye attığım şey, bugün benim mesleğim haline geldi. Hala onu söylerim, evet eski kazancımız yok, eski varlığımız yok; ama biz o kadar çok şey kazandık ki aslında. En önemlisi ikimiz birbirimizi kazandık. Bu en önemlisiydi. Binlerce şükürler olsun, inancınız vardır yoktur önemli değil, biri evren der diğeri Allah der, ne derse; hep ona şükrediyoruz.

Hiç ticaret yapmamıştım. İşletme okudum ama hep daha çok insan odaklı oldum, hizmet odaklı oldum. Şu anda da yüzlerce ürün yapmıyorum, az parça yapıyorum ve biliyorum ki onu giyen çocuk onu saklayacak, belki kendi çocuğuna torununa verecek. Çünkü ben bir eser yaratıyorum. Hazır giyimde verirsiniz fasona, aynı üründen binlerce çıkar. Ama Arzum’un yaptığı sadece bir tane. Onu sadece O giyecek. Örgü ve deriyi birleştiren az ürün var, deri için çocuk kullanımına uygun olarak kimyasalsız, boyasız, antibakteriyel gibi özelliklerdeki derileri kullanıyoruz, ip için de organik ipler kullanıyoruz. Yün yerine pamuk, akrilik ürünler kullandık alerjik olmaması için. Umarım tamamen bana ait desenlerle de kumaş dokutacağım yakın zamanda. Öze dönmek ve geçmişin güzelliğini koruyabilmek adına biraz vintage olmasını da önemsedim, pazenler, şile bezleri kullandım. Çok değerli bunlar. Bu ürünleri kime, hangi bebeğe hazırlıyorsam ona özel, onu düşünerek yapıyorum her şeyi. Bence her biri birer melek. Marka ismi de buradan geliyor zaten.

İçerdeki çocuğu hiç kaybetmemeye önem veriyorum ve onu hep yaşattığımı düşünüyorum. İçimden geldiği gibi yaşamaya odaklıyım ve bunun beni çok beslediğini düşünüyorum. Çocuklarda korku duygusu da pek yoktur , korku sonradan öğretilen bir duygu biliyorsunuz. Ben de korku ve kaygılardan sıyrılıp Lucky Angel’ı ilerletip dünyaya açmaya niyet ediyorum.

2016’da kızım İlkyaz, “Anne bu yaptıklarını neden Etsy’e koymuyoruz?” dedi. Ben Etsy’nin ne olduğunu bile bilmiyordum o zaman. Araştırdık, agustos ayında sayfası açılmış oldu. Yurtdışına satışı gündemimize almış olduk böylece. Türkiye’de biraz değersizleştiriliyor böyle işler, yurtdışında daha iyi değer görüyor. Sadece benim emeğim değil, arkada kocaman bir emek var bu işte. Organikliğinin denetimi, kesimhanedeki işçiler, paketlemesi…

Yurtdışına online satış ile açılıyorsun, bunun ne gibi güzellikleri-zorlukları var?

Dolar ile euro ile satış yapıyorsunuz güzel ama kargo paraları 2018 başından itibaren %17 arttı, 2 hafta sonra tekrar %17 arttı… En büyük zorlugu kargo masraflarını aşmak benim için..

Sana, ürünlerine ulaşmak isteyenler nereden ulaşabilirler?

En çok instagram üzerinden, “lucky angel” hesabından. Etsy güzel bir platform ancak ödeme sistemlerinin değişmesi bu platformu biraz bekletiyorum.

Kendi ticaretini ilerletmenin zorlukları da oluyordur arada..

İnsanın en zor zamanları bazen “ne yaparım da bu işin içinden sıyrılırım” diye çözümler üretebildiği en yaratıcı zamanları oluyor. Biz en zor zamanlarda Taşkın ile birbirimize sarılıp “bir çıkış var, tünel zifiri karanlık ama o çıkışı bulacagız.” dedik hep. Yeter ki kendimize olan inancımızı kaybetmeyelim… Ben hiç hırsları ihtirasları olan biri olmadım ama hep kendine inancı yüksek biri oldum. Bu duyguyla zaten istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.

İnsan hayatında değişim kolay bir şey mi sence?

Benim için kolay. Ama bunu bugünkü yaşım ve yaşanmışlıklarımla söylüyorum tabii. Yıllar önce sorduğunuzda riskli geliyordu. Çok da büyütmemek, çok da ciddiye almamak lazım hayatı, değişimi… Çok büyük beklentilerin olmazsa değişim daha kolay oluyor. Beklentileriniz büyüdükçe o kabuktan sıyrılmak zorlaşıyor. İnsan olarak sosyal varlıklarız ve sosyal çevremizden besleniyoruz. Ait olduğunuzu düşündüğünüz şirketten çevreden çıkmak kolay olmayabiliyor tabii.

Biz bu durumları çoktan yaşayıp atlattığımız ve beklentilerimizi o anlamda düşürdüğümüz için şu an rahatça “hadi oturduğumuz evi satalım gidip Datça’da yaşayalım” diyebiliriz.

Bunu belli bir maddi rahatlığa ulaşmış biri olarak mı söylüyorsun acaba, yoksa mentalitenin değişmesinden kaynaklı mı?

Kesinlikle mentalite. Çünkü maddi olarak yine rahat değiliz zaten, ama nasıl kazandıysak kaybettiysek tekrar kazanabiliriz. Ve ben şunu artık biliyorum; ben nereye gidersem kendimi götürüyorum, iç barışıklığımı sağlayamamışsam beni altınlara kaplayıp götürün yine kendimi değersiz hissederim. Önemli olan kendimle olan barışıklığımı sağlayabildiğim yerler ve işler.

Çok da iddialaşmıyorum hayatla. Burnumu sürtecekse sürtsün yani ne yapayım, geçiyor hepsi.

Mevcut hayatından memnun olmayan ama değişim için adım da atamayanlara söylemek istediklerin olur mu?

Ne olursa olsun çıkış yolu var. Kendine olan inancını kaybetmemeli insan. Ben o iç barışıklığımı sağlayabilmek için yogaya gitmiştim. Bence köşesine çekilip mutsuzlaşan insanlar önce kendini tanımaya çalışsınlar… Beni ne mutlu ediyor? Ben ne yaparsam daha iyi olurum? Kitap mı okuyacaksın, meditasyon mu yapacaksın, hayır kurumlarına mı gideceksin… Benim gibi eline iki şiş alıp ben bu örgüden nasıl para kazanabilirim diye mi yola çıkacaksın? Yeter ki kendine ve hayata karşı umudunu koru.

Benim zamanında bıraktıgım iş arkadaşlarımın altında şu an lüks otomobiller var, ben toplu taşıma kullanıyorum; ama inanılmaz mutluyum. Kurtuldum arkadaş, stresten kurtuldum. Benim için olay bu. Arkadaşlarımın çoğu mutsuz ve benle konuştukları zaman hep diyorlar ki “Ne kadar iyi geliyorsun”. E iyiyim, mutluyum çünkü. Hayat o kadar zor değil, o kadar uzun değil, o kadar dert edinmeye gerek yok. Düştüğün yerden bir avuç toprakla kalkmak cok degerli, nefes almak çok değerli..

Give a Reply