Elif & Niyazi Koçak

 

“Eskiden beni mutsuz eden şeyin sabah erken kalkmak olduğunu zannederdim. Meğer mutsuz eden şey uyanma sebebim, daha doğrusu sebepsizliğimmiş :)”

 

Kendinden biraz bahseder misin? Elif  kimdir, nerelerde yaşadı, nerelerde okudu, neler yaptı?

Elif ben. İzmirli’yim. ODTÜ İşletme 2004 mezunuyum. Ünivesiteden sonra bir yıl boyunca İzmir’de iş aradım, bulamadım. Sonra çalışmak için İstanbul’a taşındım. 6 yıl süren İstanbul maceram böyle başladı.

İstanbul’da, DHL, Finansbak, TAV gibi büyük kurumsal firmaların gümrük, finans, mali analiz, proje finansman gibi bölümlerinde çalıştım. Sonra İstanbul çok üstüme gelmeye başlayınca, İzmir’e dönmeye karar verdim. Artık tecrübeli bir çalışan olduğum için iş bulmam daha kolay oldu, hep çalışmak istediğim üretim sektöründe üstelik. Manisa’da Bosch’ta Bütçe Kontrol bölümünde çalışmaya başlamam İzmir’e geri dönüşüm için vesile oldu. Burada 3 yıl çalıştıktan sonra tam olarak ne yapacağımı bilmeden, ayakları yere basan bir planım olmadan işten ayrıldım. O dönem İzmir Yoga’da Zeliha Albay’dan yoga eğitmenlik eğitimi aldım. Sonra maddi birikimim beni ancak 7 ay idare edebildiği için tekrar kurumsal hayata geri döndüm. Dönerken şikayet etmedim ama. O dönem yapılması gereken oydu, onu yaptım. İyi ki de öyle oldu. Her işte bir hayır vardır denir ya, son kurumsal çalışma yerim olan Hugo Boss’ta ruh eşimle, Niyazi’yle tanıştım. 2018’in sonunda Hugo Boss’tan ayrılıp kendi işimi kurdum, Kumbhaka Mutfak. Şimdi evimde sağlıklı, çok faydalı, fermente bir içecek olan kombucha çayını üretip satıyorum.

İlk işin neydi?  O zamanlar hayata dair hedeflerin nasıldı?

İlk işim İstanbul’da DHL’in Gümrük Hizmetleri Çağrı Merkezi’ndeydi. Mezuniyetten sonra yaklaşık bir yıl kadar işsiz kaldığım için, o zaman için tek hedefim hayatımı kendi başıma idame ettirebileceğim kadar para kazanabilmekti.

İş hayatındaki ilk pazartesini hatırlıyor musun? Nasıldı?

Hatırlıyorum. Mezuniyetten sonra uzun bir aradan sonra bir işe girmiş olmaktan dolayı mutluydum. Bilmediğim ve çok büyük bir şehirde yeni bir başlangıç yapıyor olduğum için biraz kaygılı ama heyecanlıydım.

Pazartesilerinde zamanla neler değişti?

Zamanla ayaklarım geri geri gitmeye başladı. Hayatta neye hizmet ettiğimi sorgulamaya başlamıştım. İster istemez kapitalist sistemin içinde yaşıyoruz, ama kurumsal hayatta daha da bir gözüne sokuluyor bu insanın. Başka bir şeyler yapmak istiyordum ama ne yapmak istediğimi ve ne yapabileceğimi bilmiyordum. Bunu bulmam uzun yıllarımı aldı ve ancak yogayla ve nefesimle tanışınca oldu.

Pazartesilerini değiştirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu fikir hep vardı aslında. Kendimi hiçbir zaman kurumsal hayata ait hissedemedim. Ast-üst ilişkileri, yazılı ve yazısız kurallar, başkasının senin adına verdiği kararlarla yaşamak beni hep strese sokmuştur. Çalıştığım yerlerde işten önce insan ilişkilerine değer verdim hep. O yüzden hala hiç kopmayan bağlarım var eski iş arkadaşlarımla.

Değişim kolay oldu mu? Nasıldı?

Pazartesilerim yogayla tanıştıktan sonra değişmeye başladı aslında. Daha doğrusu, pazartesilerim değişmedi de ben değiştim. Yoga benim kurumsal hayattan çıkış biletim ve kurumsal hayatın içindeyken de can simidim oldu. Çünkü yoga içinde olduğunuz zamanda kalıp, o anın gerekliliklerini yerine getirme konusunda yardımcı oluyor. Bana sürekli soruyorlar ‘yoga yapınca hep mutlu oluyor musun’ diye. Hep mutlu olmuyorsun, ama hep mutlu olup olmamayı önemsemiyorsun. 🙂

Yoga eğitmenliğinden sonra, Sara Oktay’dan nefes eğitmenliği eğitimi aldım ki bana harekete geçme gücü veren dönüşümü de bu dönemde yaşadım diyebilirim. Ne yapacağımı hala bilmiyordum aslında ama bu konuda kendimi açık tutup hayatın getirdiklerine güvenmeye niyet ettim. Bu arada içimde bunlar olurken, dışardan baktığınızda da hayat olanca hızıyla devam ediyordu. Kurumsal hayat devam ederken Niyazi’yle evlendik, şehire hem uzak hem yakın, sakin bir hayat sürebildiğimiz Urla’ya yerleştik.

Kurumsal hayatın paralelinde ben sürekli yoga eğitimleri, nefes inzivaları, detoks kampları falan geziyordum. Bodrum’da Karakaya Retreat’de katıldığım Feride Gürsoy’un detoks kampının hayatımda bu kadar etkisi olacağını hiç tahmin etmezdim. 🙂

Feride’den ve aynı kampta fermente yiyecek/içecek atölyesi veren Elif Özizmir’den öğrendiğim birkaç beslenme tüyosunu hayatıma soktuktan sonra yaşam kalitem arttı. Sonra fermente besinleri Niyazi’ye aşıladım. Onu da deneyelim, bunu da yapalım, bak bu da varmış derken bizim ev faydalı bakteriler için bir laboratuvara dönüşmeye başladı. 🙂

Aslında yoğurt, kefir, sirke, turşu gibi fermente ürünler bizim çocukluğumuzda hayatımızda olan, sonra hızlı yaşam koşullarıyla hayatımızdan uzaklaşan besinler. Bizim yaptığımız sadece bunları hatırlamak, tariflerini annelerimizden yeniden öğrenmek oldu. Bir de hayatımızda hiç tanışmadığımız ama başımızın tacı olan bir içecekle tanıştık: kombucha. Bizim kültürümüz için yeni ama diğer fermente besinler gibi tarihi çoook eski bir içecek.

Yani asıl soruya dönecek olursak, değişim sürekli devam eden bir süreç. O sürecin akışında, yıllarca ne olduğunu bilmediğim ama bana gelmesini beklediğim şeyin fermente ürünlerle bana geldiğini anladım. Zamanla bu keyif, işe dönüşmeye ve daha fazla kişiye ulaşmaya başladı. Originn’de kabul edildiğim bir gıda girişimciliği eğitimi, bu anlamda ufkumun açılmasını sağladı diyebilirim.

Şu an ne yapıyorsun? Pazartesilerin nasıl geçiyor?

Sabahları yine erken kalkıyorum. Eskiden beni mutsuz eden şeyin sabah erken kalkmak olduğunu zannederdim. Meğer mutsuz eden şey uyanma sebebim, daha doğrusu sebepsizliğimmiş 🙂

Şimdi kendi iş planımı yapıyorum. Bazen evde üretim yapıyorum. Bazen dışarda müşterilere gidiyorum. Bazen fermentasyonla ilgili araştırma yapıyorum. Tek başıma çalıştığım da oluyor, sosyal medya danışmanlığı aldığım ekiple muhabbet edip yeni fikirler ortaya çıkardığımız da. Gündem sürekli değişiyor ve bu beni zinde tutuyor. Kendi işimi kurma sürecinde, işimi kaliteli ve verimli bir şekilde sürdürülebilir kılmak için kurumsal hayatta öğrendiğim bilgileri ve edindiğim yetklinlikleri de kullanıyorum.

Aslında hep Kumbhaka Mutfak’tan bahsettim ama bir de Kumbhaka Yoga’yı anlatmam lazım, zira Mutfak’tan önce o vardı. 🙂

Yoga eğitmenliğini şu anda profesyonel olarak yapmasam da yoga eğitmeni olarak hayatta edindiğim bir misyon var: yogayı, ona ulaşmak isteyen herkes için erişilebilir hale getirmek. Hangi yoga hocasına sorsanız herkesin yoga yapabileceğini söyler ama yoga sınıflarına gittiğinizde ortalama beden tipleri dışında kimseyi pek göremezsiniz. Oysaki gerçekten, fiziksel ihtiyaçları ne olursa olsun isteyen herkes yoga yapabilir. Buna olan inancım Niyazi’yle tanıştıktan sonra elle tutulur bir hale geldi benim için. Niyazi, omurilik felçlisi ve yirmi yıldan fazla süredir tekerlekli sandalyeyle yaşıyor. Bana ilk yogayla ilgili konuşmak istediğini söylediğinde hemen tekerlekli sandalye yogası araştırmalarına başladım. Türkiye’de bu alanda fazla kaynak yok maalesef. Kendi araştırmalarımla ve biraz da içgüdülerimi kullanarak Niyazi’yle yoga yapmaya başladık. Sonra biraz daha görünür olmaya karar verip Instagram’da KumbhakaYoga hesabında fotoğraflarımızı paylaşmaya başladık. Sosyal medyanın gücüne KumbhakaYoga’dan sonra inandım. Bu sayede, merkezi Amerika’da olan ve dünyanın dört bir tarafında yogayı herkese erişilebilir kılmak için çalışan yoga eğitmenlerinin oluşturduğu bir organizasyon olan Accessible (Erişilebilir) Yoga kurucusu Jivana Heyman bizimle iletişim kurdu. Bu çok apayrı uzun bir hikaye ama kısaca özetlersem, Niyazi’yle 2018 Ekim ayında Berlin’de Accessible Yoga Konferansı’na katıldık ve daha sonra Türkiye’deki temsilcileri olduk. Yaşam alanlarımızın, sokaklarımızın, kamusal alanlarımızın çok büyük kısmı erişilebilir değilken, yoganın erişilebilir olmasını beklemek biraz ütopik gelebilir tabi. Yine de değişim bir adımla başlar ve biz bildiğimiz konudan başladık.

Şu anda bütün enerjimizi Kumbhaka Mutfak’a yönlendirdiğimiz için aktif olarak yoga eğitmenliği yapamıyorum ama, Mutfak’ı biraz daha rayına soktuktan sonra yogayla, özellikle de erişilebilir yogayla ilgili çalışmalarım devam edecek.

Doğru yaptım mı diye tereddüt ettiğin zamanlar oldu mu – oluyor mu?

Kurumsal hayattan çıkma konusunda olmadı. Kendimi bildim bileli yaptıklarımdan değil yapmadıklarımdan pişman olmuşumdur. 🙂

Eski pazartesilerine bakınca ne düşünüyorsun?

Şimdi pek eski pazartesileri düşünmüyorum açıkçası. Anın gerekliliklerini yerine getiriyorum. O dönem onların yaşanması gerekiyordu. Şimdi bunların yaşanması gerekiyor.

Pazartesilerini değiştirmek isteyenlere tavsiyen var mı?

Tavsiye vermek haddim değil aslında. Herkes kendi için en doğru olanı bilir.  Gurdjieff der ki “insan uykudadır ve tek başına uyanamaz.” Bunun için birbirimizi dürtmeye ihtiyacımız var. Bazen sen beni uyandıracaksın, bazen ben seni. Bu anlamda The Other Monday platformunu çok değerli buluyorum. Geçenlerde sizin paylaştığınız Socrates’in bir cümlesinden çok etkilendim, onu söyleyebilirim naçizane tavsiye olarak: “Engellerin en yıldırıcısı, insanın kendisidir.” Bazen gerçekten hayatın akması için kendi kendimize engel olmayı bırakmamız gerekiyor. Gerçekte nelere tutunuyoruz, neyleri bahane edip engel olarak koyuyoruz kendi önümüze, bunlarla bir yüzleşmek gerekiyor. Bunu fark edince ve hayata güvenince yollar kendiliğinden açılıveriyor.  

Give a Reply