Sürüden Ayrılana Ne Olur?

Sürüden Ayrılana Ne Olur?

 

Tüm çocukluğumuz boyunca en çok duyduğumuz cümlelerden biri;  “Önü açık, kariyer fırsatları olan, iyi para kazandıran meslek seç.”

Burada bahsi geçen meslekler genelde 3-4 tane alana sığdırılmış durumda tabii ki.  Hayaller, yetenekler, karakterler binlerce farklı çeşit iken nasılsa, koocaman bir nüfusu 3-5 başlıkta toplayıp, herkesi aynılaştırabilmeyi umuyoruz.  Yalnızca bu işlerin idealliğinin vurguları; başarı, gelecek garantisi, prestij, zenginlik vb kavramların da sadece bunlarla sağlanabileceği söylemleri havada uçuşuyor.

Öyle bir hale gelmiş ki artık, pek bir şey söylenmese bile toplumun havasına yayılan bu genelleme ve ön yargılar sebebiyle hayata yeni başlayacak çoğu genç ya da kariyer değiştirmek isteyen çoğu insan bu çizgilerin ardını genelde yok sayıyor.  Düşünmüyorlar bile, düşünseler de hemen uzaklaştırıyorlar kafalarından bu “saçma” fikirleri.

İçlerinden gelen, onları heyecanlandıran, heveslendiren işleri “güvenceli işlerinin yanında hobi” olarak yapmak üzere; çoğunluğun onlara uygun gördüğü, kendini de topluma kabul ettirebileceği ve onaylanıp “aferin” alacağı bir alana yönleniyor ve rutin ve duygusuz bir şekilde gidip gelip maaşını alacağı bir hayata dalıveriyor bir çok kişi.  Hem maddi hem manevi açıdan ortalama bir hayat sürerek, ne zaman emekli olup istediği şeyleri yapabileceğinin gün hesabını yapan herhangi biri olarak devam ediyor hayatına.

Kaldı ki, artık garanti, güvence, rahatlık gibi kavramlar aslında bu tip mesleklerin çok dışına çıkmaya başladı.  Her sene üniversitelerin benzer alanlarından talep fazlası mezun iş bulabilme derdine düşerken, işe başlayanlar çok düşük ve zor şartlarla boğuşuyor ve bu uzun süre, bazen de hiç farklılaşamıyor.  Toplumun büyük hedefi olan emeklilik dönemine gelindiğinde ise asıl zor şartlarla yüzleşiliyor.  Ailelerimizin zamanından bu yana hem emeklilik yaşı, hem ekonomik şartları çook değişti.

Kendi yolumuzu keşfetmeye çıkmak, hayallerimize yönlenmek o kadar zor mu peki?

Bizler, “sürüden ayrılanı kurt kapar.” anlatılarıyla büyüdük.  Çoğu kaynakta şuna benzer şekilde açılıyor bu:

“Herkesin gittiği yolu bırakıp ayrı bir yola girenler, herkesin yaptığını yapmayanlar, ya da arkadaşlarıyla yapılan bir işten ayrılanlar büyük zarara uğrarlar. Arkadaşsız, desteksiz ve koruyucusuz kalırlar.”

Resmen travmatik!

Bilinç ve bilinçaltımıza bunun gibi kazınan bir çok cümle olduğu için; sürümüzün onayı fark etmeden çoğu kararımızı etkiliyor, onun dışına çıkmak yalnız hissettiriyor, korkutuyor tabii ki.

Peki bu sürüyü inceliyor muyuz arada hiç? Bu sürüdeki insanlar hayatlarından memnunlar mı? Mutlular mı? Haftalarına heyecanla mı başlıyorlar, bezginlikle mi? İşlerine koşarak mı gidiyorlar? İşten çıkacakları dakikaları mı sayıyorlar?

İnsanoğlu olarak tek yaşamıyoruz bu dünyada elbet, bir toplumun parçasıyız;  kendimizi uyum içinde hissetmemiz de elbette önemli.  Peki kendimiz gibi kalarak, sadece bize özgü hayallerimizi, tutkularımızı koruyarak ve onları için çalışarak da bu toplumda yer edinemez miyiz?

Dahası, zaten bizim için umulan ‘başarı’, ‘hayatı rahat geçirebilmek’ gibi şeylere de asıl bu içimizi coşturan, kendimizi ait hissettiğimiz alanda ulaşmamız daha kolay olabilir mi?

Buna harika bir örnek, Pepe karakterinin yaratıcısı Ayşe Şule Bilgiç’ten gelsin.  Sürüden ayrılıp başarıya ulaşılmış harika bir hikaye var alttaki videoda.

Sürüden ayrılabilip kendi yolunu keşfe çıkanlara, çıkacaklara selam olsun!

 

 

Give a Reply