Hareket Yasaları

 

Bu bloğun konusu olan “kariyer değişimlerinden” yola çıkarsak;  kimi insanın hayalleri, tutkuları çok kuvvetli oluyor ve onlara ulaşmak için harekete geçiyor.  Kimisi ise belki o kadar emin değil tutkularının ne olduğundan, ancak bulunduğu yer ve koşullardan çok şikayetçi, oradan ayrılmak için harekete geçiyor. 

 

 

“Hayatınızda memnun olmadığınız şeyler varsa, Newton’un beşiğinin hikayesine kulak verin.” diyor Barış Özcan.

Newton’un hareket yasalarından ilki şöyledir:

Hiç bir cisim pozisyonunu, var olan durumunu değiştirmek istemez.  Bir dış kuvvet uygulanmazsa hiç bir şekilde hareket etmez, hareketsizliğini korur. Dış kuvvet uygulanır da harekete geçerse, bu sefer de başka bir ters kuvvet olmadan hareketini durdurmaz, hareketliliğini korur.

Bu var olan hali koruma eğilimine, “eylemsizlik” deniyor.

Barış Özcan’ın da anlattığı gibi, bu yasa insanoğlunun harekete geçebilmesini çok iyi betimliyor.  Sadece vücudunun fiziksel olarak hareket edebilmesi değil, verdiği kararları uygulamaya geçirebilmesi, aksiyon alabilmesi sürecini anlatıyor bize aslında.

Bir cismin harekete geçmesi için nasıl bir kuvvet gerekiyorsa, insanın harekete geçmesi için de güçlü kuvvetler gerekli. Yapılan çalışmalar harekete geçmek için motivasyon etkenlerinin iki ana başlıkta toplandığını söylüyor:

“Hazza ulaşmak isteği” ve “Acıdan kaçınma isteği”.

Bu blogun konusu olan “kariyer değişimlerinden” yola çıkarsak;  kimi insanın hayalleri, tutkuları çok kuvvetli oluyor ve onlara ulaşmak için harekete geçiyor.  Kimisi ise belki o kadar emin değil tutkularının ne olduğundan, ancak bulunduğu yer ve koşullardan çok şikayetçi, oradan ayrılmak için harekete geçiyor.

Değişim isteyen herkeste bu harekete geçirici kuvvetler mevcutken, ne oluyor da eylemsizlik devam ediyor peki? Karşı kuvvetler de bir o kadar kuvvetli karşılık veriyor.  Tabii ki bu karşı kuvvetler de tamamen içsel.

Başarısızlık korkusu, konfor alanı aşkı, elalem ne der çekincesi, özgüvensizlik, erteleme alışkanlığı…. Herkesin karşı kuvveti kendine has, ama çoğunlukla bu başlıklarda.

Harekete geçebilmek için ya tutkumuza sarılıp onu kuvvetlendireceğiz; ya da bu kaygı ve alışkanlıkları aşmak üzerine çalışacağız. Aksi takdirde zaman aynı şeyleri konuşarak, aynı şeylerden şikayetçi olarak ya da aynı şeyleri devamlı isteyip durarak ama onları gerçekleştiremeden geçeer gider.  Örnekleri kendi hayatımızda da, çevremizde de çoktur sanırım.

Her birey içinde bir potansiyel enerji taşıyor, çok şey yapabilecek, çok şey başarabilecek.  Senelerce alınan eğitimler, edinilen tecrübeler… Potansiyeli hep yükseltiyor.  Ama ne yazık ki harekete geçmeyen, kinetiğe dönüşmeyen enerji sadece potansiyel olmakla kalıyor.  Kullanmadığımızda içimizde taşıdığımız yüke dönüşüyor.

Barış Özcan’ın harika videosunu seyretmediyseniz bu konuda zihin açıcı olacaktır.

Harekete geçiren kuvvetlerimizin kuvvetlenmesi dileğiyle!

 

Give a Reply