Mustafa Karataş

 

“Eğer değişimin dinamiklerini biliyorsanız değişim oldukça kolay.  Değişimden ziyade değişim kararı almak zor.  Değişimi isteyenler değişim kararı alma noktasına gelince devam etmekte zorlanabiliyorlar.  Ancak kendi sınırlarımızı ve yeteneklerimizi görmek istiyorsak kendimizi her defasından biraz daha zorlamalıyız.”

 

Kendinden biraz bahseder misin? Mustafa kimdir, nerelerde yaşadı, nerelerde okudu, neler yaptı? 

Ankara’da doğdum.  İlkokulu Isparta’da okudum ve 90’larda çocuk olmanın güzelliklerini ve mutluluğunu ben de yaşadım.  Teyzelerim müzik öğretmeni olduklarından dolayı müzik yeteneğimi keşfettiler ve piyano derslerine başladım.  Süreç hızlı ilerleyince piyano hocalarım beni konservatuvar sınavlarına hazırladılar ve 11 yaşımda hem Bilkent Konservatuvarını hem de Hacettepe Konservatuvarı’nı kazandım.  Tercihimi Hacettepe’den yana kullandım ancak ailemin tayini olmaması sebebiyle o yaşımda ailemden ayrılmak zorunda kaldım.   O dönemler benim için oldukça zor geçti.  10 yıllık piyano eğitimim esnasında sayısız konser ve resitaller verdim.  Mezun olduktan sonra küçüklüğümden beri hayalini kurduğum orkestra şefliği eğitimi almaya karar verdim.  Radikal bir kararla İzmir’e yerleşerek Dokuz Eylül Üniversitesi’nde orkestra şefliği master’ı yaparak bu bölümden de mezun oldum.

Çalışma hayatına ne zaman nasıl atıldın?

O dönemlerde ülkemizde işsizlik çok yüksekti ve iş bulamıyorduk.  Bu nedenle mezun arkadaşlarımızla bir araya gelerek kendi aramızda bir orkestra kurma kararı aldık.  İlk zamanlar ne kadar kişi bir araya geleceğimizi bilemiyorduk ancak talep oldukça yüksekti ve birden 65 kişi olmuştuk.  65 kişi büyük bir orkestra anlamına geliyordu.  65 mezun ve işsiz arkadaşımızla bir araya gelerek İzmir Gençlik Senfoni Orkestrası’nı kurduk.  Hazırladığımız sürpriz programlarla konserler vermeye başladık ve İzmir sanatseverleri büyük bir ilgi göstermeye başladı.  Konserlerimizden birinde 800 kişinin salona giremediğine dahi şahit olmuştuk.  Bu şekilde o dönemde 13 büyük konser verdik.  Bunca ilgi sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi bizi kendi bünyesine alarak kadro vereceğini açıkladı.  65 işsiz genç kendi çabalarıyla iş sahibi oluyordu.  Bu süreçte yurtdışından adımızı duyanlar, videolarımızı izleyenler sürekli bize ulaşmaya çalışıyorlardı.  Bu insanlardan biri de Hollywood’da ses teknisyenliği ve CD kayıtları yapıyordu ve bizim CD kaydımızı yapma teklifinde bulunmuştu.  Hayalimdeki gibi bir orkestra kurmuştum ve bu orkestranın da şefliğini yapıyordum.

Buraya kadar şahane. Sonra seni değişime iten şeyler ne oldu peki?

Bu orkestra önce İzmir’de, sonra Türkiye’de ve hatta Hollywood’a, yani dünya çapında çok büyük ses getirdi.   Gerçekten hayalimdeki işleri orada yaptım.  Fakat herkes orkestranın çok iyi gittiğini düşünürken, bir süre sonra ben orkestranın yönetiminde gerilemeler olduğunu fark etmeye başladım.  Bu organizasyon beklediğimizden oldukça hızlı bir şekilde büyümüştü ve kontrolden çıkıyordu.  Bunun yönetimsel bir temeli olması gerektiğine inanıyordum.  Sadece işin icracılık kısmının yeterli olmayacağını düşünüyordum.  Kurumsal yönetim konusuna da her zaman ilgim olmuştur ve bu konuda çok okur ve araştırırım. Orkestranın kurumsal bir yapıya kavuşması ve yönetimsel anlamda çalışmalar yapılması gerektiğini görüyordum.  Gerçekten de orkestramız bir süre sonra yönetim eksikliğinden hızla gerilemeye başladı.  Ekip arkadaşlarıma her ne kadar bunun önemli olduğunu ve bu konuda bir danışmandan yardım almamız gerektiğini söylememe rağmen kabul etmediler.  Ve çeşitli anlaşmazlıklar çıkmaya başlayınca ne yazık ki orkestra dağıldı.

Bu olay beni çok etkiledi ve hayatımın bir dönüm noktası oldu.  Yönetim danışmanlığı noktasında İngiltere’de bir yönetim ve danışmanlık okulundan 2 yıl boyunca eğitimler aldım.  İşte bu çıktığım yol benim kendimi bulmamı sağladı.  İnanılmaz keyif aldım bu işten. Sonrasında şunu farkettim.  Ben orkestra yönetmek isterken aslında insanların potansiyelini yönetmek istiyormuşum. Yeteneklerimin farkına vardıktan sonra tamamen bu alanda çalışmaya karar verdim.  Eğitimleri tamamladıktan sonra kendi şirketimi açtım.  Kendi ürün ve hizmetlerimi geliştirdim ve şirketlere, kurumlara danışmanlık vermeye başladım. O günden beridir de birçok şirketle beraber çok güzel işlere imza attık.

Müzik hayatından kurumsal danışmanlığa giden bir hikaye bildiğimiz değişim hikayelerinden çok farklı gerçekten. Nasıl tepkiler aldın?

Büyük tepkiler aldım.  Özellikle ailemden ve yakın çevremden.  Hatta bazı arkadaşlarım bu kararımdan dolayı iletişimlerini kestiler.  Bu nokta belki biraz can sıkıcı olarak görünebilir ancak gerçekten bir şeye inanıyorsanız, kendinizden eminseniz ve hayalini kurduğunuz hedefe doğru gitmeye kendinizi adamışsanız yaşananlar sizi etkilemiyor.

Müzik şu an hayatının neresinde?

Müzik hayatımın her noktasında.  Müziği bırakmışım gibi bir izlenim oluştu nedense çevremde.  Müzikten profesyonel olarak para kazanmıyorum sadece.  Sürekli müzik dinlerim ve zaman zaman da piyanonun başına oturup müzikle ve kendimle baş başa kalırım.  İşte bu yüzden eskisinden daha fazla müzisyenim.

Şu anki hayatına baktığında “İyi ki böyle bir geçiş yapmışım” diyor musun?

Kesinlikle. Yine olsa yine yaparım.  Bir süreçten geçerken o anlarda attığınız adımların doğruluğundan ne kadar da emin olsanız belirsiz gelecek her zaman kaygılandırıyor.  Fakat bazı şeyleri anlamlandırabilmek için sürecin sonunu beklemek gerekiyor.  Hatta daha sonraki zamanları.  Çünkü puzzle’ın parçalarının o zaman tamamlandığını görüyorsunuz.  Ben de bu puzzle’a baktığımda iyi ki böyle bir geçiş yapmışım diyorum.

 Şu an ne yapıyorsun? Pazartesilerin nasıl geçiyor?

Kendi işimi yaptığımdan dolayı kendi programımı kendim yapıyorum. Pazartesi günlerine özellikle en sevdiğim işleri yerleştiriyorum.

Eski pazartesilerine bakınca ne düşünüyorsun?

O pazartesilerin hayatıma yön verdiğini ve beni ben yaptığını düşünüyorum.

Yeni pazartesilerin için hayallerin neler?

İleride pazartesi günlerine anlam katmaya devam edeceğim. Özellikle yaratıcılığı körükleyen etkinliklere, gezilere, keşif çalışmalarına ve olumlu gelişmelerin konuşulduğu toplantılara ayırmayı planlıyorum.

Pazartesilerini değiştirmek isteyenlere tavsiyen var mı?

Pazartesi günü denince aklınıza neler geliyor?  Gözlerinizi kapatın ve resmedin.  Eğer gördüğünüz resim mutlulukla doluysa harika. Ancak içinizi bunaltıyorsa o resmi küçültüm kendinizden uzaklaştırın.  Daha sonra harika geçen bir pazartesi gününüzü hatırlayın ve o resmi gözlerinizin önüne getirin.  Bu çalışmayı 21 gün boyunca her gün yapın. Pazartesi günlerinin anlamının kendiliğinden değiştiğini göreceksiniz.

Değişim isteğinde olanlar için harekete geçmek kolay mı zor mu sence?

Eğer değişimin dinamiklerini biliyorsanız oldukça kolay.  Değişimden ziyade değişim kararı almak zor.  Değişimi isteyenler değişim kararı alma noktasına gelince devam etmekte zorlanabiliyorlar.  Ancak kendi sınırlarımızı ve yeteneklerimizi görmek istiyorsak kendimizi her defasından biraz daha zorlamalıyız.

Give a Reply