Özge Ceylan

 

“Adım atmak için yazılı liste yapmak çok güzel bir başlangıç bence.  Aklına gelenleri yazmak her zaman yardımcı oluyor.  Gerisi ise tamamen deneyim.  Bir şeyin içine girmeden onu anlayamıyorsun çünkü.  En sevdiğin en istediğin beş şeyi yaz, herkesin vardır buna benzer istekleri, git sıra sıra başla bir yerden.  Sörf mü yapmak istiyorsun senelerdir, git bir eğitimini araştır, belki sörfçü olmayacaksın ama orada biriyle tanışacaksın ve seni bambaşka bir şeye yönlendirecek.  Hayata hareket katınca sana öyle bir dönüyor ki, hiç tahmin etmediğin şeyler kazanıyorsun.”

 

Özge kimdir? Nerede doğdu, nerede okudu?

İzmir’de doğdum büyüdüm, üniversite sınavında Ege Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği bölümünü kazandım. O dönem sınavlara çalışmakla aram iyi değildi, ideallerimle girdiğim bir bölüm değildi o sebeple.  Ama severek okudum, ortamı, dersleri sevdim, başarılı şekilde ilerledim ve benimsedim.

İş hayatı nasıl başladı?

Mezun olduğum gibi Türkiye’nin büyük şirketlerinden birinde işe başlamak üzere valizimi topladım Bodrum’a gittim.  Büyük su ürünleri şirketlerinin çoğu oradadır.  Üretim bölümleri oluyor su ürünleri şirketlerinin, balık üretiyorsunuz çiftliklerde.  Sarı işçi çizmeleriyle, kloraklı yırtık pantalonlarla 22-23 yaşlarımda gece nöbetlerine kalıyordum. O dönemde tek odaklandığım şey, işimi başarıyla yapıp, pek keyif almasam da basamakları güzelce çıkıp işin daha yüksek bir pozisyonuna çıkmaktı.  Hırsla, tutkuyla çalıştım.  Devamlı ağırlık kaldırdığım ve kimyasal soluduğum bir işti.  Deneyler, arge çalışmaları… Canlıyla uğraştığın için de zor bir iş aslında, bir hatayla bir tank balığın ölümüne sebep olabiliyorsun – neyse ki böyle bir şey gelmedi benim başıma-.  Gecesi gündüzü olmayan, omurga sağlığı açısından da çok yorucu bir işti.

1,5 sene bu şekilde lojman hayatı gibi bir hayat yaşadıktan sonra baktım çok zorlanıyorum, bunalıyorum;  bir gün fabrikaya şirketin CEO’su gelmişti, bir anda içimden bir istek yükseldi, üretimden çıktım yanına gittim, dedim ki “Benim fransızcam var, ingilizcem de iyi, beni balık satışına alın. Stajyer de olsa bu tarafa geçmek istiyorum.”  Pek umudum yoktu, henüz yeni sayılırdım sonuçta, yine de tamam dedi.  O an o çıkışımı sevmiş o da.  O dönemki satış temsilcisinin yanında çalışırken Yunan adalarıyla çalışmaya başladım.  O sarı lastik çizmelerden sonra bir anda balon etekli kıza dönüştüm.  Benim adıma çok mutluluk vericiydi.  Bir adım atmıştım, işe yaramıştı ve yükselmiştim.  Bodrum, yunan adaları gidip geliyordum; çok güzel bir hayattı.

Sonra neler değişti?

1 sene sonrasında ülkede bir anda su ürünleri sektöründe büyük krizler yaşandı, şirketlerin çoğu küçülmeye gitti, ki benim şirketim en büyüklerindendi, çalışanların yarısını çıkarttı, bize 6-7 ay kadar maaş vermedi… O dönem ailem karşıladı benim ev kiramı vb. Minimum harcama ile yaşıyordum, sırf işten çıkartılmayayım diye dayanıyordum.  Orda mutluydum ve orda var olmak istiyordum, direndim o sebeple.  Ama sonra baktım olmayacak maaşsız, İzmir’e döndüm.

Hayat beni savurdu aslında o dönemlerde.  Ne istediğimi de tam bilmiyordum.  “Küçüklüğümden beri şunu istiyorum” diyebilen bir insan olamadım.  Ama şöyle bir insanım: Çok deneyime açığım.  Çok düşünmeden bir şeylerin içine girebiliyorum.  Çok fazla deneyimi yaşadığım için kendi isteklerimi bulmam, onlara ulaşmam daha kolay oldu diyebilirim.

İzmir’e döndüğümde 1 sene işsiz kaldım yine.  Baya depresyon dolu bir yıldı benim için.  Bir de kariyer hayatının başları sayılır, tek odağın bir işe girmek.  Çok önemliydi benim için de ve çok fazla iş aradım, sürekli stresteydim.

Herkes de benim iş aradığımı biliyor o dönem, bir gün bir arkadaşım dalga geçmek için aramış “Türk Hava Yolları’na başvurmuşsunuz, kabul edildiniz, hostes oldunuz” diye açtı telefonu.  Ben bir ara “Aa oraya da mı başvurmuşum” diye geçirdim içimden, o kadar çok başvuru yapmıştım ki. Neyse güldük eğlendik şakasına ama telefonu kapatınca “Hakkaten ben neden başvurmayayım ki buna” dedim ve başvuru yaptım, seçmelere katıldım, kazandım.  26 yaş civarındaydım.  O dönemde eski eşim ile evlendik, İstanbul’a taşındık.

Gezmeyi çok sevdiğim için benim için çok cazip bir işti.  İlk başta her şey çok güzeldi, değişik bir çok yer görüyorsun; ama sonra çok yorucu olmaya başlıyor.  O da mesaisi olmayan bir iş çünkü. Pazartesilerden bahsediyoruz burada ama pazartesi kavramı olmadı benim işlerimde çünkü hep düzensiz bir çalışma tempom vardı.  Hayatın beni sürüklediği şekilde ilerliyordum. Gidip geliyordum ve maaşı çok iyiydi.  2-3 sene kadar bu şekilde ilerledikten sonra hamile kaldım.  O sırada eşim İzmir’de iş kurma çalışmalarına başladı.   Bir bayilik aldı, onun aracılığıyla dönelim İzmir’e dedik… Benim için de güzel oldu,  çocuğum doğduğunda ona İzmir’de bakar, sonra İzmir’de bir işe girerim tekrar diye düşündüm.

Yoga ile nasıl tanıştın?

İzmir’e geldik, yerleştik, çocuğum doğdu, biraz onu büyüttüm… Fakat bu sırada içimde yavaş yavaş “ben ne yapacağım” duygusu oluşmaya başladı.  Mühendislik yaptım, hosteslik yaptım, birbirinden çok alakasız; şimdi kim beni nasıl işe alacak diye bir çıldırma hali geldi.  Gökyüzüne bakarak yürümeye başlamıştım artık, “Lütfen bana bir yol göster, istediğim şeyi bulayım” diye.

Bir arayışa girdim.  O sırada sadece rahatlamak için yogaya başladım.  İyi gelir diye düşündüm.   Birkaç derse girdim,  aşırı etkilemedi, belki devam ederim diye düşündüm… Normalde hep akşam derslerine giderken, bir gün bir işim çıktı ve sabah dersine katılmam gerekti.  Tanımadığım bir eğitmenin dersine girdim, en sondaki savasana pozisyonuna girdiğimde “Bunu mutlaka güzelce öğrenip birileriyle paylaşmalıyım!” cümlesini kurdurttu bana o ders.  Daha 3. derste eğitmen olma isteği uyandı içimde.  Bir yandan “önce bir sen öğren” deyip dalga geçecekler diye çekindim sormaya.  Ama o kadar sevdim ki, daha derine inmek daha çok şey öğrenmek istedim.  Eğitmenlik eğitimi daha derinleştiren bir yolculuk ya, onu istiyordum aslında ilk etapta.  Altı ay kadar devam ettim derslerime, baya moralim düzeldi, hayat amacı oldu bana, çok iyi geldi.

Sonra eğitmenlik eğitimine başladım ve tatminim iyice yükseldi.  Eğitimdeki katılımcılar çok güzeldi, kardeş gibi olduk, manevi anlamda da, bir meslek kazandığım için de kendimi çok iyi hissettim. O enerjini de karşındaki insanlar da alıyor, gel staj derslerini vermeye başla dediler, başladım hemen.  Hiç katılımcı gelmedi, gittim bekledim devamlı 😊  Baktım öğretmek istiyorum ama bir çevrem yok.  İzmir’de de uzun yıllar geçirmediğim için çevrem kısıtlı, bir tek annemin ve kayınvalidemin çevresi var ve ben ders verme isteğiyle yanıp tutuşuyorum.  Annemlerin arkadaşlarını eve toplayıp eğitimler verdim bir süre.  Eğitim vermem kendimi geliştirmek için çok önemliydi çünkü.  Yazlarımı Çeşmeköy tarafında geçiriyordum, otantik ve çok güzel bir yerdir.  Yazın orada ders vermeye başladım.  Hocamın bir Hindistan ziyareti gündeme geldi, biz de eğitim aldığımız grupla konuştuk, organize olduk ve Hindistan’a gittik.

Titizlik konusunda aşırı hassas değilimdir, onu yemem buna dokunmam halinde değilimdir ama ben bile aşırı zorlandım orada.  Konfor alanının çok dışındasın, hayal edebildiğinin yüz kat dışında falansın.  Çok iyi bir eğitim oldu tabii ki. Hindistan’dan döndükten sonra daha randımanlı vermeye başladım tabii dersleri.  Evimde de dersler veriyordum.

Şu an kurucularından olduğun oluşumun fikri nasıl gelişti?

Ortağım, yoldaşım Elif ile Hindistan’a da birlikte gitmiştik, bir gün onla buluştuk.  Bugünden 8-9 ay önce.  O da yogaya gönlünü vermiş durumda ve birlikte bir şeyler yapmak istiyorduk.  İzmir’de de yaz ayları çok durgun.  Kimse şehirde bile olmuyor, herkes yazlık yerlere yayılıyor.  Yoganın kişiyi dönüştürebilmesi için devamlılık önemli.  Haftada bir yapılsa dahi, devamlılık ancak dönüşümü destekliyor.  ‘Yogayı düzenli yapılan bir aktiviteye dönüştürebilmek için nasıl bir sistem geliştirebiliriz?’ diye kafa patlattık.

Elif’in insan kaynakları sektör tecrübesi, benim de kurumsal hayatta edindiğim tecrübeler bize ışık tuttu.  ‘Neden yogayı ofis hayatının içine entegre etmiyoruz?’ diye düşündük.  Araştırdık, yurtdışında da sadece ofis yogası hizmeti veren firmalar olduğunu gördük. Bir ofise de ihtiyacımız yoktu bunun için.  Bir şirket kurduk ve kendi networkümüzü kullanarak görüşmelere başladık.  Kendi işini yapmak demek, ne kadar sahiplenip başında durursan o kadar karşılığını almak demek.  Elif’de de bende de inanılmaz bir çalışma isteği ve yoga tutkusu olduğu için çok güzel bir sinerji yarattık.  Kendi kendimize oturduk başladık, websitesi, kartvizitler, marka tasarımı, broşürler… Görüşmeye gidebilecek bir altyapı hazırladık ve kurumsal şirketlere gitmeye başladık.  İlk gittiğimiz yerlerle çalışamamış olsak da onlar bizi başkalarına yönlendirdi, onlar bizi başkalarına tavsiye etti derken yola çıkınca ağlar ağları açtı, o şekilde bir network artışımız oldu.  2-3 ay hiçbir anlaşma yapamadık, ama ismimiz duyulmaya başladı.

Bir gün biraz da İzmir’in uzak bir bölgesinde bir Alman şirketinden aradılar, biz uça uça gittik.  Sanki hayat bize “siz bu işi yapın” dedi.  O kadar güzel bir ortam ile karşılaştık ki, şirketin genel müdürü sörfçüydü ve mavi yaka çalışanlara dahi yoga yaptırmak istiyordu.  Şirket aktiviteye çok açık insanlarla doluydu.  Beyaz yaka, mavi yaka, hamileler, hepsiyle çalışma fırsatı bulduk, inanılmaz bir şeydi bizim için.  İlk başta tedirgin olmuştuk, yoga adını bile duymamış insanlar var, dışardan iki kadın geliyor yoga diyor, sana bir şeyler yaptırmaya çalışıyorlar deli deli… Ne tepki verecekler, ikinci gün tekrar gelirler mi diye endişeliydik.  O süreç hepimiz için çok geliştirici oldu, şu an hepsiyle bağlarımız çok kuvvetli. Yogada zihnini anda tutmak için söylediğin mantralar vardır, onları birlikte söylediğimiz, birlikte şifalandığımız bir ortam oluştu. Hepsiyle ayrı ayrı paylaşımlarımız oldu, whatsup gruplarından çocuklarına yoga hareketlerini gösterirlerken olan fotograflarını gönderiyorlar.  Bizim için harika bir başlangıç oldu orası.  Sonra başka şirketler ile çalışmaya başladık.  Daha resmi, devlet ile bağlantılı kurumlarla çalışmaya başladık, hepsi ile farklı çalışmalar yaptık.  Sandalye üzerinde, terlemeden, omurgayı açmak üzere seanslar geliştirdik.  Artık şirketler, kişiler kendileri arıyorlar bizi, bu bizim için çok büyük mutluluk.

İnsanların yoga sürekliliğini sağlayabilmiş olmak bana mutluluk veriyor.  Bu sekilde çalışırlarken masalarının yanına koyuyorlar matlarını, masrafları zaten şirket karşılıyor, kendi sosyal hayatından çalmıyor, böylece kimsenin ara vermesine gerek olmuyor.  Kimi yerde 40dk kimi yerde bir saat sürüyor seanslar.

Yoga Surya isminde bir blogumuz var ayrıca, oradaki paylaşımlarımız da çok heyecanlandırıyor bizi.  Sağlıklı beslenmeyle de çok ilgiliyim, bunla da ilgili paylaşımlarım oluyor orada.  O alanda da ilerlemek, her şeyi öğrenmek istiyorum.

İlk başlarda kendini kabul ettirene kadar zorlandın mı, nasıl bir süreçti yeni bir alana girmek?

Ben boşanma sürecine girene kadar her şey rahattı aslında, sonuçta maddi bir destek de oluyordu.  Ama o süreçten sonra gelirimi tamamen kendi elime almalıydım, eğitimler aldıktan sonra yogayı da o kadar sevince, “Yapacaksın Özge” dedim kendime ve bu kararlılıkla ilerledim.  İlk başlarda bir öğrencim bile yoktu.  En kötü ne olabilir ki diye düşündüm.  En kötü bir süre annemle yaşarım aynı yemeği yeriz…  Benim mutluluk için aradığım şeyler çok da parayla ilgili değil zaten.  İstediğim saatte sahile gidip yürümek, oğlumla zaman geçirmek bana en mutluluk veren şeyler.  Zaten basit yaşamayı seven bir insanım.  Gezmeyi çok seviyorum ve onun için gerekiyor para, ama o da olacak zamanla dedim.

Eski sektörüne dönmeyi düşünmedin mi hiç?

Hayat sendeki kötü bir tarafı eğer sen farkına varamazsan devamlı karşına çıkartıyor.  Yoga bir zerafet ile bu farkındalıkları kazandırdı bana.  Nezaketle dönüştürdü beni.  Yoga bu denli hayatıma girdikten ve beni kendine hayran bıraktıktan sonra, eski sektöre geri dönmek hiç aklıma gelmedi, içim oradan çok koptu.

Değişim için adım atmak kolay mı, zor mu sence?

Benim için zordu.  Ama aradığım şeyi bulduktan sonra kolaydı.  Kendini dinlemek zorundasın, onu dinlemezsen çok zor.  O kadar çok arkadaşım var ki, “Sen nasıl bu enerjiyi buluyorsun?” diyorlar.. “Enerji bulmuyorum, ben yüreğimde yatanı buldum, enerjiyi o veriyor” diyorum.  Kendini dinlemenin farklı yolları var, ben yogayla yapıyorum, herkes kendi yolunu bulabilir burada. Kendinle bağını kurduktan sonra, o adımı atmak en kolay şey.  Deneyime açık insan olmakla da alakalı. Çekinip adım atmazsan hiçbir şey gelişmiyor.

Eski hayatına baktığında ne düşünüyorsun şimdi?

Onlar da benim hediyemmiş aslında.  İki işimde de özellikle bir kadın bedeni için yorucu işlerdi.  Birinde içi balık dolu 16-17kg lik bidonları taşıyordum devamlı, tüm gün klorak kokluyordum; birinde devamlı havada yemek taşıyorsun, basınçtan bedenin şişiyor.  Belki de o yüzden bu kadar sağlıklı olmaya odaklandım.  Daha iyi, daha kaliteli yaşamak şu an en önemsediğim şeyler ve o dönem sebebiyle böyleyim.  İyi ki var olmuşlar.

Eski eşime de varlığı için teşekkür ederim hep, o da çok iyi bir insan, ben de öyleyim, ama bir yerden sonra ortak noktamız pek kalmamıştı, evlilik bitmiş oldu. Belki onla bu süreci yaşamamış olsam hayatım şu an bu şekilde olmayacaktı, daha konfor alanımın içinde potansiyelimi keşfetmeden yaşayacaktım.  O yüzden o süreci de saygı ve şefkat ile anıyorum.

Hayatında değişim isteyen insanlara ne söylemek isterdin?

Herkesin kendi ile ilgili biraz fikri vardır,  ilgilendiği alan spor mu, sanat mı… Artık her bilgi çok ulaşılabilir halde, hepsi araştırılıp bir ucundan tutulabilir.

Yazılı liste yapmak çok güzel bir başlangıç bence.  Aklına gelenleri yazmak her zaman yardımcı oluyor.  Gerisi ise tamamen deneyim.  Bir şeyin içine girmeden onu anlayamıyorsun çünkü.  En sevdiğin en istediğin beş şeyi yaz, herkesin vardır buna benzer istekleri, git sıra sıra başla bir yerden.  Sörf mü yapmak istiyorsun senelerdir, git bir eğitimini al, belki sörfçü olmayacaksın ama orada biriyle tanışacaksın ve seni bambaşka bir şeye yönlendirecek.  Hayata hareket katınca sana öyle bir dönüyor ki, hiç tahmin etmediğin şeyler kazanıyorsun.

Comment ( 1 )

  • Sema

    Çok duygulandım, yazını çok beğendim ve bana bazı şeyleri yeniden hatırlattığın için kalemine yüreğine sağlık.

Give a Reply