Seyhun Ayhan

 

“Hala zorlandığım zamanlar oluyor benim, ama sokakta durup bir kediyi sevebiliyorsam, ben istediğim yere gelmişim diyorum.  Önceden böyle bir zamanım da dikkatim de olmazdı, bakar geçerdim, çoğu zaman görmezdim bile.  Çok ilginç,  kedileri köpekleri hep çok severim ama yolda durup da onları sevmiyormuşum hiç özel sektörde çalışırken.  Şimdi durup seviyorum, kaldırımda bir süre onlarla zaman geçiriyorum.”

 

Kendinden biraz bahseder misin? Seyhun kimdir, profesyonel hayata kadar neler yaptı? 

Ödemiş’te doğdum, İzmirliyim. 1978 doğumluyum.  Tam nedenini bilmeden Celal Bayar Üniversitesi İktisat fakültesinde buldum kendimi.  Üstün başarılarla sekiz senede mezun olup canımı zor kurtardım 😊

Askerlik sonrasında da kendimi özel sektör çarkının içinde göremediğim için kendi işimi kurmaya karar verdim.  Üniversitede okurken bile kendi işimi yapma girişimlerim olmuştu zaten.  Cep telefonu dükkanı açmıştım, iyi gittiği bir dönemde ortak almıştım dükkana, sonra ortak beni ortada bıraktı… Askerlik sonrası da aileme yakın olsun diye Ödemiş’te buna devam ettim bir süre.  Çok iyi giden bir ticaretim oldu, ancak bir süre sonra ibre tersine döndü, kazandıklarımı kaybetmeye başladım.  Baktım istediğim gibi sürdüremiyorum, teslim oldum; satış temsilcisi olarak bir fabrikada işe girdim.

Kendi işinden sonra kurumsala geçiş nadir görülüyor.  Nasıl başladın ve ne hissettirdi? 

Bir tanıdık aracılığı ile başlamıştım bu fabrikaya. “Sen torpille geldin ama iki ayda kendini ispat edemezsen sonrasında kalamazsın” dediler.  İşimi çok sevdim ve çok iyi bir performans sergiledim.  3. Ayımda şef oldum.  Birden beyaz yaka olmak çok hoşuma gitti.  Kılık kıyafetin değişiyor, altına araba veriliyor, gençsin, itibar görüp “Seyhun Bey” denmesi hoşuna gidiyor.  İlgi bana dönünce, şartlarım iyileşince maddi manevi tatmin oldum.  İçinden çıkmayı isteyeceğimi hiç hayal edemeyeceğim bir yola girdim.  Çok kısa bir sürede sahada ismim duyulmuştu.  Bir sene sonra daha büyük bir fabrikadan transfer teklifi aldım.  Böylelikle başarılı seramik fabrikalarından birinde Ege-Akdeniz bölge müdürlüğü ile yoluma devam ettim.  2-3 sene sonra da başka bir seramik fabrikasına transfer oldum yine, ancak oradan 3 ay sonra ayrıldım.  O yaşta sorunun özel sektörde olduğunu anlayamadığım için sorunun firma ve sektör ile alakalı olduğunu düşündüm.  Akabinde, sektör değiştirmek istediğim için, müdürlük pozisyonumu bırakıp, Türkiye’nin en büyük boya firmalarından birinde en alt kademeden işe başladım.

İzmir’den uzak bir yerde, Ankara’da işe başlamıştım.  Firmada çok fazla çalışan var, kariyer yapmak öyle kolay değil, bir kademeden atlamanın en az 3-4 sene alıyor normalde.  Ben 3,5 yıl içinde 11 defa terfi aldım.  Son terfim için olmayan bir pozisyon açtılar hatta.  Yepyeni bir bölüm açıp onun müdürlüğünü verdiler bana.  Bu sektörde de ülke bazında tanınan bir isim oldum, burada kariyer için çalışıyor olmam değil tam anlamıyla sektöre ve şirkete kendimi adamış olmam başarı getirdi.  Fabrika sanki babamındı, verdikleri kiralık araba sanki benimdi; onun yakıtını düşünmek, rampada boşa atmak benim görevimdi.  O dönemde çocuğum ufacık bebekti, ben pazartesi sabaha karşı uçağıyla gider, cumartesi gece dönerdim, hiç de yüksünmezdim.  Bir dönem şehir değiştirmekten, uçak seyahatlerinden o kadar bunaldım ki yastığımla seyahat etmeye başladım.  Gideceğim şehri, otelde yatağımı seçemiyorum; bari yastığımı ben seçeyim diye.  Arabanın bagajında 5-6 çift ayakkabı ile devamlı plan değişikliklerine uyacak şekilde bir hayat oluşturmuştum.  Yurt dışı görevlerim de arttı, malum sona doğru kendimi ittiğimi fark ettim.

Neler fark ettin?

En başta, taşıdığım unvanın karşılığının olmadığını fark ettim.  Bir gün Ankara’dan İstanbul’a giderken arabam bir anda durdu, lüks bir araçtı; yolun kenarına çektim. O hayatta her şey çok kolay, hiçbir şey ile sen uğraşmıyorsun, araba zaten şirketin arabası, arıyorsun araç filo yöneticisini, onlar sana hemen yeni araba gönderiyorlar vs.

Senin olmayan ama sana verilmiş gibi görünen bir hayatın var.  Telefonu cebimden bir çıkarttım şebeke yok.  O gün benim için bir ampul yandı.  Altımda bir araba var, ama benim değil; üzerimde bir takım elbise var ama şirket almış, cebimdeki telefon benim değil, şebeke gitti hayat bitti, cebimde o an çekici çağıracak tüm o işlemleri yapacak para da yok; ama dışarıdan beni gören insanların bana biçtikleri hayat çok prestijli, şaşaalı.

Bir gece İstanbul’a geldim uçakla, havalimanı oteline gittim, 3-4 saat sonra da tekrar havalimanına geleceğim, arabam zaten hep havalimanı otoparkında.  O gece bir türlü uyuyamadım, zaten aşırı yorulmuşum, birkaç saat sonra uyanmam gerektiğinin tedirginliği de var, göğsüm sıkışıyor, kıvrandım resmen, kalp krizi falan mı geçiriyorum acaba dedim.  Bir anda “Şu anda bu otelde kalp krizi geçirsem sabah beni kim bulur” diye düşündüm.  Zaten kimse rahatsız etmesin diye “do not disturb”ü de koymuşum kapıya… Kafamda beni bir şeyler iyice rahatsız etmeye başladı.  Devamlı ailemden uzak, sevdiklerimden uzak, o kadar çok yer değiştiriyorum ki insanların beni takip etme fırsatı bile yok.  Böyle böyle olaylar bir aydınlatma yaşattı.

Peki nasıl karar verdin de değiştirdin bu günleri, pazartesileri?

O dönemi unutmak istediğimden midir, çok az şey hatırlıyorum.  Hatırladığım şey şu, Bodrum’da bir toplantıya girdim, şirketin üst yönetim toplantısıydı, bir an kendimi ve o ortamı dışarıdan gördüm.  Kendi kendime dedim ki, ben burada ne yapıyorum? Ben bunu mu istiyordum? Bir şeyler önüme konmalı ve o konan şeyi mi yaşamalıydım, yoksa bir şeyleri değiştirebilir miydim?  Toplantı arasında kahve içerken istifamı verdim.  Böyle bir şey olamaz dediler, 2,5 ay birbirimizi ikna etmeye çalıştık.  İşimi yine layığıyla yaptım, ancak kararımda hiç geri vitese takmadım o süreçte, o kadar net bir karara varmışım ki dümdüz yolumda devam ettim.  Tabii sonrasında ne yapacağıma karar vermiş olsam daha da rahat olurdu, ama onu bile düşünmemiştim, aklımda hiçbir şey yoktu.  Sadece kendime güvendim.  Ben bu hayatı bir kez yaşıyorum, bir otel odasında sevdiklerimden uzakta bir kalp krizi geçirip kalmak istemiyorum dedim kendime.  Çocuklarımla keyifli, gerçek zaman geçirmek istiyorum.  Eşimle gerçek zaman geçirmek istiyorum. Devamlı elde valizle toplantılara git-geller arasına sıkıştırmak istemiyorum ailemi.  Bu benim hayallerim değil dedim.  Hala da aynı fikirle devam ediyorum.

Değişim kolay oldu mu? Tepkiler nasıldı?

Kolay değildi tabii.  İlk tepkiyi ailenden alıyorsun zaten.  Annem babam durur durur hala söylerler. “Oğlum senin geldiğin yere gelebilmek için insanlar birbirlerini eziyorlar, bu kariyeri, bu maaşı neden bırakıyorsun” diye… Kendilerine göre haklılar tabii bir aile olarak, öyle yetiştirilmişler; ama ben annemin babamın bakışıyla bu hayatı yaşamak zorunda değilim, farklı insanlarız.  Zenginlik tabii ki önemli, ama benim için kendi özgürlüğünü yaşayabildiğin bir hayat daha zengin bir hayat.

Biz şu an eşim Sibel ile birlikte çalışıyoruz zaten, ofisimiz de evimiz gibi, tüm gün beraberiz.  Tüm gün stresle, seçmediğin insanlarla çalışıp akşam eve yorgun argın kendini atıp TV başına yığıldığın bir hayat bana güzel gelmedi.  Ben bütün günümü sevdiklerimle geçirmek istedim ve bunun alternatiflerini aradım.  Hala da bunun için uğraşıyorum.

İnsanlar bazen iş yerleri için “ayrılmak istiyorum ama senelerdir birlikteyiz, ahdevefam var” diyorlar.  Ben iş yaptım karşılığını aldım olarak görüyorum, işimi düzgün yaptım,  en başta kendi zamanımı onlara sattım; karşılığını da düzgün aldım, ahdevefam yok kimseye.  Rızkı veren Allah, ben bu rızkı her yerde alırım diye düşündüm.

Kendi işimi yapmaya niyetlenip istifa ettikten sonra düşmedim ama dengemi kaybettiğim çok oldu.  Bıraktığım sektörden teklifler geldi bir çok kez, ama o iş hayatına, maaşlı işe geri dönsem mi diye hiç düşünmedim, hiç arzu etmedim.  Bugün bir şey yaşıyorsak bunun bir sebebi var.  Bir zorluk yaşıyorsak da sebebi var.

Ama ben burada yaşadığım zorlukları orada yaşadığım zorluklara tercih ederim.  Çok mu bunaldım, tepem attıysa telefonumu kapatırım kimseye hesap vermem.  Ama özel sektörde öyle değildi, şarjım bittiğinde yaşadığım panikleri unutamam. Ya da telefonu sessizde unutup döndüğümde müdürümden cevapsız çağrılar gördüğümde yaşadığım telaşı hiç unutamam.

Çalışanların çoğunda tüm gün yoğun ve gergin ortamlarda çalışıp akşam eve geldiğinde evdekilere bunu yansıtma durumu oluyor, bir havalarda afra tafralarda oluyorsun; sonra müdürün direktörün arayınca “Buyrun efendim” diye açıyorsun.  Ben müdürlerimi ailemden önemli konumda tutmak istemedim.

İstifadan sonra kendi işini yapmaya nasıl başladın?

İstifa ettiğimde plansızdım.  İzmir’de yaşamak istediğim için İzmir’e geldim.  Eşim İzmir’deydi zaten o dönem.  Şirket uçak bileti ayarlamıştı ertesi güne, onu yırttım, hiç zaman geçirmeden otostopla geldim hatta.  Koşarak kaçtım resmen.

2-3 hafta hiçbir şey düşünmedim, dinlendim.  Ev tuttuk, yerleştik vs.  Sonra neler yapabileceğimi düşünüp alternatifleri denedim. Ticarete başladım, eski sektörle alakalıydı aslında, bir bayilik aldım.  Özel sektörde binlerce bayiyi eğitmiştim, kendim bayi olunca işlerin bambaşka olduğunu fark ettim, çok ahkam kesmişim beyaz yaka iken 😊

Beyaz yakalılar olarak ticarete atılmak en başta kolay olmayabiliyor ama biz bir sürü zorluğa katlanmış insanlarız ofislerde plazalarda; kafaya koyunca ticaretin zorluklarını da gayet rahat aşabileceğimizi düşünüyorum, o potansiyel var aslında hepimizde.

Hala zorlandığım zamanlar oluyor benim, ama sokakta durup bir kediyi sevebiliyorsam, ben istediğim yere gelmişim diyorum.  Önceden böyle bir zamanım da dikkatim de olmazdı, bakar geçerdim.  Çok ilginç,  kedileri köpekleri hep çok severim ama yolda durup da onları sevmiyormuşum hiç özel sektörde çalışırken.  Şimdi durup seviyorum, kaldırımda bir süre onlarla zaman geçiriyorum.  İzmir’İn güzelliği de etkili tabii bu durumda.

Toplamda kaç sene özel sektörde kalmış oldun?

17 sene özel sektördeydim, 3 senedir de kendi işimi yapıyorum şimdi.  İstifa etmeden önce şirkette yöneticiyken Türkiye Kentsel Dönüşüm derneğinin yk üyesiydim, danışman heyetindeydim.  Türkiye’de kentsel dönüşüm inanılmaz bir pazar, ama insanlar ne yapacağını tam bilemiyor. Evini yıktırmak isteyen kime güveneceğini nereden başlayacağını bilemiyor, müteaahhit de işini yapıp para kazanmak istiyor ancak kapı kapı gezemiyor, organizasyonda bir boşluk var, bunu yönetebilir miyiz diye düşündük, bir danışmanlık şirketi gibi olmak istedik.  Bir süre az önce bahsettiğim bölge bayiliği işini yapıp tüccarlık yaptık sonra bu alana geçtik.   O tüccarlık tarafında da işin ameleliğini çok yapıyorsun, birilerini çalıştırmaya çalışırken en başta kendin çalışıyorsun, eleman değiştiyorsun onun eğitim süreci oluyor vs… Yordu beni ve çok beceremedim.  Hala şirketin çekmecesinde karşılıksız çekler senetler duruyor.  O şirketi kapatıp yalıtım ve kentsel dönüşüm tarafına geçtik.  Bu tarafın da ayrı zorlukları var tabii.

Şu an başka projeler de var?

Evet bizi heyecanlandıran bir projeye başladık kısa süre önce eşimle birlikte.  Sosyal medyada bir ilan gördüm, eşi tarafından terkedilmiş bir kadın, geçimini sağlayamadığı için küçük bebeğini bir aileye evlatlık vermek istediğini yazmış.  Ağırıma gitti bu ilan.  Bu insan için ne yapılabilir diye düşündük.  Bu memlekette kadınlar bir çok zorluk yaşıyor.  Buradan yola çıkarak Türkiye bünyesinde “Kadın Ustalar” adında bir proje geliştirdik. 30’a yakın meslek grubu için, D ve E sosyal statü grubu dediğimiz, yani gerçekten zor durumda olan kadınlar için mesleki eğitim verip onları bir meslekte ustalaştırmak projesi Kadın Ustalar.  Özel bir şirketiz, para da kazanacağız evet, ama büyük bir kitleye de yardım etmiş, ülkenin kanayan bir yarasına destek olmuş olacağız.  Bu kadınlara sadece eğitim alacakları değil, sertifikalarını aldıktan sonra mesleklerini hemen uygulamaya başlayacakları da bir sistem geliştirdik, bir aplikasyonla desteklenecek.  Çocuklarını bırakamadıkları için eğitime katılamıyorlarsa çocuklarını bırakacakları ücretsiz kreşe kadar organize edeceğiz.  Bu dünyanın her yeri zaten başarılı insan dolu, bizim başarılı ekonomi kadar sağlam nesillere, sağlam aile yapısına ihtiyacımız var.  Çocuklarımıza iyi bir dünya bırakmalıyız diyoruz her yerde; peki bu dünyaya iyi çocuklar bırakmak için neler yapıyoruz? Biz dünyaya iyi çocuklar bırakmak için uğraşacağız.  Ticaretimizi bu hassasiyet üzerine modelliyoruz.  Büyük şirketlerle konuşarak sponsorluklar alıyoruz şu an.  Ekim gibi 21 ilde eğitimlerimizi başlatmayı planlıyoruz.  Çatı ustalığından, boyacılıktan, çocuk-yaşlı bakıcılığına kadar eğitimler olacak.

Şahane proje! Bu kadar hareketli bir hayatın içinde eski pazartesilere baktığında neler düşünüyorsun peki?

Eski pazartesilerden çok pazarlara takıntılıyım ben.  Pazar gecelerinin hiç lezzeti olmazdı, kafam o kadar doluydu ki sabah yapmam gereken şeylerin planını yapmaktan… En yakın arkadaşım her pazartesi sabaha karşı 4-5’te beni havaalanına götüren şoförüm olmuştu artık.  Şu an da pazartesi sabahları yoğun oluyorum ama ıslık çala çala gidiyorum şu anki işlerime. Deniz kenarından deniz kokusunu içime çeke çeke gidiyorum.

Son olarak, pazartesilerini değiştirmek isteyenlere ne söylemek istersin?

Bir şeyler nasip kısmettir belki ama kader bile değiştirilebilir kanaatindeyim ben.  Seçim yapmak gereken şey basit aslında; kendi hayatını mı yaşamak istiyorsun, birilerinin hayatında yer almak mı istiyorsun?  Yarın sabah sevmediğin tiplerle toplantı yapmak, o kravatı takmak, başkalarının belirlediği şartlara göre yaşamak mı zorundasın, yoksa kendi hayatını tasarlamak mı istersin?

Rahmetli dedemin çok sevdiğim bir sözü vardı, “Hayatta en kolay şey yemek yemektir, onu bile çiğneyip yutması vardır.” Bir şeyleri kafaya koyunca dönmemek lazım.  Her şeyin zorluğu var, kendi işinde de var; ama inanın burada çok lezzetli çok keyifli her şey.  Çok bunaldığında çarşıda kalabalığın içine karışıvermek senin özgürlüğünü hissettirip iyileştiriveriyor. Yıllarca ne imkanlarda çalıştım, hiç bu kadar özgür olmadım.  Hep bir yerlere yetişerek geçmişti önceki hayatım.

Ayrıca, biz beyaz yakalılar, az riskle çok iş başarabiliriz diye düşünüyorum.  Boşu boşuna yönetici olmuş olamayız, kimsenin tesadüfen bir yerlere geldiğine inanmıyorum ben.  Bazen birilerine “Ya bu insan nasıl müdür olmuş” derler,  sen fark edemezsin onun istikrarını, sabrını, çabasını vs, illa vardır bir başarısı.  Bence bu profil yönetebileceği bir şeyler yapmalı yine.  Çok zeki bir nesil var ve bu nesil beyaz yakadan kurtulmak istediğinde batma riski olmayan bir proje geliştirebilir.  İşin ameleliğini yapmaktan çok proje geliştirmeye, organize etmeye odaklanmalı.  Kimi bir mal üretebilir ama o kadar beyaz yakalık bir iş degil bence o.  Daha risksiz olanı bir hizmet- proje üretmeli, üretebilir. Fikir satabilir. Potansiyelini kendi işinde kullanabilir.

 

 

Give a Reply