İstediğin nasıl bir şey?

İstediğin nasıl bir şey?

Barış Özcan’ın aşağıdaki videosu, her mevsim, her ay, her hafta belki her gün tekrar tekrar seyredilesi bir video.

Neden mi?

Beklediğimiz kurtarıcının kendimiz olduğunu hatırlayabilmek için.  Belki seneler öncesinde rafa kaldırdığımız hatta unuttuğumuz hayallerimizi hatırlamak için.

Şu an hangimiz çocukluğumuzda hayal ettiğimiz hayalin içindeyiz?  En azından oraya doğru giden bir yoldan gidebiliyoruz?

Bir şekilde bize öğretilen, bizim adımıza istenen yola giriyoruz büyük çoğunlukla.  Üniversite sınavında aldığımız puana göre en iyi yerleşebildiğimiz üniversiteye yerleşiyoruz, mezun olunca o bölümle ilgili en iyi şirketlere girmeye çalışıp herkesle birlikte aynı yoldan gidip kendimizi öne çıkartmaya, “diğerlerini geride bırakıp” o yolda yükselmeye odaklanıyoruz.  Hayaller ve mutluluk kavramları o sıralarda bulanıklaşmaya başlayıp yavaş yavaş kendini unutturuyor.

Bir süre sonra bir şeyler bizi yoruyor, mutsuzlaşmaya başladığımızı görüyoruz; o sırada kendi hayallerimizi geride bırakıp bambaşka bir hayatta ilerlediğimizi fark ettiğimizde, ne hissediyoruz? Çaresizlik mi? Hareket isteği mi? İsteğini harekete geçirebilenler azınlıkta ne yazık ki.  Kararlarını başkalarına göre vererek, toplumca onaylanarak ilerlenmiş bir hayatın içinde bir anda kendi kararlarını almak sorumluluğu çoğunlukla ilk başta ağır gelebiliyor, yalnız hissettirebiliyor, hemen korkular baskınlaşıyor.   Çevrenin “olmaz, yapamazsın, ne gereği var, düzenini bozma” vb seslerini kopyalayan kendi iç sesine hayallerinin fısıltısını duyurmaya çalışmak ilk başta büyük bir tutku ve cesaret istiyor.

Oysa, hepimiz bir süper kahraman potansiyelindeyiz.  Hepimizin hayalleri için bir sürü yol, bir sürü kapı var ve hepsi keşfedilmeyi bekliyor.  Yollara çıkılması için tek engel biziz.  Kendi kendimizin önünden çekilirsek, yollar uzun, açık.

Barış Özcan’ın bu videosu tam da bunun üzerine işte.  Bize, kendimizi fark ettiriyor, kendimizi hatırlatıyor.  Diyor ki;

“Hayallerin sesi kısıktır, hayaller bir fısıltıdır.  Hayatının her gününde, kulağına tuhaf bir şekilde fısıldayan o hayalinin haykırışlarını duymaya hazır olmalısın. Süper kahramanlara özenmek yerine olman gereken kişi olmalısın.

Kimsenin seni vazgeçirmesine izin verme.  Kimsenin artık çok geç olduğunu, kapıların kapandığını söylemesine izin verme. İnsan üstü yetenekleri olan birisini aramıyorum. Olman gereken kişi olmanı istiyorum. Çünkü olman gereken kişi olduğunda, sen artık bir süper kahramansın.

Bunun kolay olduğunu söylemiyorum. Eğer kolay olsaydı herkes yapabilirdi. Bunun için korkularınla kendin mücadele etmelisin. Kendini bir tırtıl kadar çirkin ve zayıf hissediyor olabilirsin. Ama unutma! İçinde bir kelebeğe dönüşme gücü var.

Şu anda kendini çok küçük hissediyor olabilirsin. Ama bir gün büyüyeceksin. Öyle ya da böyle bir kelebeğe dönüşeceksin. Ve dünyadaki tüm kelebeklerin bir “kelebek etkisi” vardır. En küçüğü, en zayıfı bile dünyayı değiştirir. Sen nasıl değiştireceksin? İyi yönde mi, yoksa kötü yönde mi? Buna karar ver.

Gözlerini kapa ve dönüşmek istediğin o kişiyi gör. Gerçek kendini. Ona ulaşmak için yaptığın hataların seni korkutmasına izin verme. Yeniden hata yap. Daha çok hata yap. Hiç olmazsa bir dene. Yeni bir şeyler dene. Odandan dışarı çık. Doğanın kollarına bırak kendini. Zihnindeki kötü düşünceleri boşalt. Vücudunun işletim sistemi ruhunsa eğer, onu yeniden başlat. Sonra küçük bir adım at. Sonra bir tane daha. Bir tane daha.

Yapmak istediklerini daha fazla erteleme. Tüm gücünle odaklan. O odaklanma gücünle içindeki güneş enerjisini dışındaki bir kıvılcıma dönüştür. Heyecanlan biraz. Canlan!”

 

 

Give a Reply