Yasemin Çitkaya

 

“Bence herkesin hayatlarındaki monotonluğu renklendirecek bir şeylere zaman ayırması lazım.  O zaten sizi heyecanlandırırsa kendini gösterir ve bir işe, girişime döner.”

 

Yasemin kimdir, nerede doğdu, nerelerde okudu?

Ankara doğumluyum, orada okudum.  Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları fakültesi mezunuyum.  Konservatuvar aslında benim okuduğum bölüm, ama konservatuvar denmiyor.  Konservatuvarda sadece müzik vardır, benim okuduğum bölümde kültür dersleri de vardı. İngilizceyi ağır okuruz… Üniversitede başlanmıyor müziğe, daha erken başlanıyor.  Ortaokulu TED’de okudum, lisede müziğe geçmeye karar verdiğimde, dediler ki “Dur bakalım, böyle olmuyor, liseden başlayamazsın, ortaokuldan başlamalısın.” Ben ortaokulu baştan okudum öyle olunca.  Saydırdığım dersler oldu ama 3 senemi yakmış oldum yine de viyola sevdasıyla.  3 yıl öyle bir artı olarak okudum, ama sonra üniversitede 2 senelik hazırlığı atladım; kapandı gibi o aralık.

Şu an yaptığım işle ilgili o zaman hiçbir şey yapmıyordum.  Tek hayalim yurt dışına gidip master yapmaktı, ya da Türkiye’de bir opera ya da senfoniye girmekti -ki Türkiye’de çok az şehirde çok az kurum var bu alanda çalışılabilecek.  O sırada Antalya Devlet Senfoni Orkestrası bir sınav açtı, kazandım.  İlk işim senfonide çalışmak oldu, hayal ettiğim gibi oldu.  İki ay sonra operaya geçtim.  10 yıl devlet opera balesinde çalıştım.  Onuncu yılın sonunda İzmir’e taşınma kararı aldık.  Sözleşmeli çalışıyordum operada, oradan da bu karar ile ayrılmış oldum.  Sözleşmeli şartlar biraz zor oluyor, yaz  sezonu bitince, sezon kapanınca maaş alamıyorsun.  Kadro sınavları açılmıyor, ya da açılıyor ama elli başvurudan tek viyolacı alınıyor, 35 yaş sonrası memuriyet verilmiyor vs.  Şartlar böyle olunca ne yapacağımı tam bilemeden ayrıldım aslında.  Devlette devam etmeyeceğim, ama masterım var, bunu doktora ile tamamlayıp akademik olarak İzmir’de devam edebilirim, ya da İzmir’de özel orkestralar var, onlara girebilirim diye düşünüyordum… Konservatuvarda hocalık da yaptım, onu da devam ettirebilirdim.  Böyle düşünceler vardı aklımda İzmir’e geldiğimde.

Takıntılı bir şekilde bu işi devam etmeye saplanmıştım.  3 yılımı yakmışım, hayatımı bu işe vermişim, nasıl bırakırım…

Nasıl oldu da bambaşka bir alan girebildi hayatına?

Bir yandan da sağlıklı beslenmeye ailecek meraklıyızdır.  Annem babam da seneler öncesinden hep dikkat ederlerdi sağlıklı beslenmeye.  Araştırmayı öğrenmeyi de çok seviyorum bir çok konuda.  İzmir’e geldiğimiz zamanlar, İstanbul’da bir şefin raw food – çiğ beslenme ile workshoplar düzenlediğini duydum;  Türkiye’de de çok fazla raw food şefi yok.  Eşime dedim ki, ben zaten şu an zaman olarak rahatım, gideyim bir öğreneyim. Yapımdan kaynaklı sanırım, bir şeyi araştırmaya başlayınca da çok detayına inmeyi, her ayrıntısını öğrenmeyi isterim.  Beslenme ve raw food ile ilgili yurt dısındaki online eğitimleri de takip etmeye başladım.

Tam bunları düşünürken, ailem emekli olmuştu ve Alaçatı tarafında bir otelin işletmesini aldılar.  Ben de madem o kadar eğitimini aldım, severek uğraşıyorum, ufak tefek bir şeyler mi yapsam o otelin mutfağında diye düşündüm.  Bir yandan da pek ihtimal vermiyorduk yani ilgi göreceğine büyüyeceğine… İstanbul tarafında raw food duyulmaya başlandı ama İzmir’de henüz bu tarz yerler, trendler yok.  Kendi halinde bir şey düşünsek bile, bir yandan kurumsal bir kimlikle başlatalım dedik.  İsim hakkını aldık.  Bana yakınlarım “yaya” der, yaya oradan geliyor 😊 Her şeyi tek başıma yapmama rağmen,  firma yetkilisini soran, arkada kurumsal ekip arayan insanlar oldu, kurumsal imajı sağlayabilmiştik.

Alsancak’a geliş hikayesi nasıl oldu?

İki sezon geçirdik Alaçatı’da, iki sezon dediğim toplam dört ay aslında.  Çok güzel geçti.  Üçüncü sezon da artık talep iyice büyüyünce, dedik ki biz bunu izmir’e taşıyalım, biraz daha oturtalım büyütelim.

Ekim 2017’de buradaki açılışı yaptık, bu kadar kısa bir süreye de oldukça güzel bir süreç sığdırdık diye düşünüyorum.  Franchise için çok fazla arayan oluyor, kişi bazında parasını verip franchise almak isteyen franchise taleplerine şu an açık değiliz ama.  Kurumsal firmalarla belirli ortaklıklar düşünülebilir tabii ileride.  Henüz yeni yeni duyulmaya başlanan, bilinçlenilmesi gereken bir alanda çalışıyoruz biz. Güven çok önemli bu işte.  “Detoks suları ile 3 günde 3 kilo verirsin” vs, öyle bir şey yok.  Bunu ticari slogan gibi söyleyerek satış yapan markalar var.  Bana bu taleple gelen insanlara ben de verebilirim haftalık ürün vs, ama sonra o faydayı göremez ve hem o hem ben zarar görmüş oluruz…  Ne kadar ticaret de yapıyor olsak bu konularda çok katıyız.  Arada bana “işine sosyal sorumluluk gibi yaklaşıyorsun” diyorlar.  Müzisyenim, duygusal bir insanım 😊 Ama zaten sonra şunu fark ettim; o güven bizim işimizde gerçekten çok önemliymiş.  Bizdeki hassasiyetleri gören insanlar tekrar tekrar geliyorlar, aramızda güzel bir bağ oluşuyor.

O kadar müzik geçmişinden sonra bir müzikle ilgili girişimlerde de bulunabilirdin.  Seni alan değiştirmeye, sağlıklı beslenme tarafına çeken ne oldu?

Onu da düşündüm.  Ancak gerçekleştirmeyişimde müziğin Türkiye’deki konumu en önemli sebeplerden.  Kazandığın paralar da biraz komik rakamlar ne yazık ki.

İşimi çok severek, aşkla yaptım ancak yaş ilerleyip, aile kurup ailemi büyüteceğim gibi bir düşünceye geldiğinde o yaptığın işi sevmenin biraz ötesinde para da kazanabiliyor olmak gerekiyor.

Şu an ben yine özel orkestralarla konuşsam anlaşırım örneğin, ama haftalık işler olmuş oluyor, pek düzeni olmuyor onların.  Biraz daha bohem denebilir.  Bu düşüncelerdeyken ve raw food üzerine eğitim aldıktan sonra, dedim ki ben paramı buradan kazanayım, viyolayı istediğimde zaten çalarım.

Çevrenin tepkisi nasıl oldu alan değiştirmeye karar verdiğinde?

Herkes çok şaşırdı.  Ben en fazla annem ile babamın ne düşüneceğini önemsedim.  Benim için de kolay olmadı çünkü, bocaladım en başta.  O kadar müzik aşkı ile hayatım boyunca tüm düzenimi değiştirirken, senelerimi verirken ne kadar uğraştığımı en çok onlar biliyordu.  Ama onlar da “maddi kaygılardan kaynaklı işine odaklanamayacaktın artık zaten, nasıl mutlu olacaksan öyle devam et” düşüncesinde oldular.  Müzik camiasında olan pek çok samimi arkadaşım şaşırmanın yanında takdir ettiler ve herkes şu an çok imreniyor.  Biz neler yapabiliriz acaba diye düşünmeye başladılar.

Mekan açmak kolay bir şey mi peki?

Değil.  Hele bu dönemde hiç değil.  Ben şansa da inanıyorum, doğru adımlara da çok inanıyorum.  Biraz vizyoner olmaya çalışmak gerek.  Şimdi her yerde kahveci var örneğin.  Her yerde her şeyden varsa, siz neyi ekliyorsunuz, neyi farklılaştırıyorsunuz; bunu net ortaya koymalısınız.

Siz raw food konsepti ile farklılığı koymuş durumdasınız.

Şu an mekanına her cold press meyve sıkacağı koyan detoks ürünleri diye pazarlıyor ürünlerini.  Ama şimdilik bu alanı gerçekten bilerek, ciddiye alarak yapan çok az İzmir’de.  Biz tamamen raw food temsilcisiyiz demiyoruz, ama çiğ beslenme temelli sağlıklı bir mutfak burası.

Sence geleceği nasıl sağlıklı beslenme alanının?

Biz açıldığımızdan beri o kadar çok insan geldi ki, “Bizim de hayalimiz böyle sağlıklı beslenme odaklı bir yer açmak” diye… Çok yaygınlaşıyor.  Bizim menülerimizdeki şeyleri başka menülerde görmeye başladık.  Talep giderek artıyor bu konuda.  Örneğin geçen ay Londra’ya gittik, her köşe başında sağlıklı beslenme ile ilgili mekanlar vardı.  İstanbul’da da giderek yaygınlaşıyor.  Dileğim, bu alanın sadece kalori odaklı olarak algılanmayıp, sağlık odaklı olması.  Umarım kirlenmeden, bilinçli insanlarla gelişir bu alan.

Cesaret edemeyen de çok fazla insan var.  Söylemek istediğin ne olur?

İş değişikliği yapmak evet biraz cesaret ama ben biraz da mantıklı bir insanım, ayaklarım yere bassın isterim, sağlamcıyım.  “İşimden memnun değilim haydi bırakayım da bir girişim deneyeyim” gibi bir bakış biraz zor bence.

Ama insanlar çalışırken bir hobilerini, ya da yapabilecekleri başka işler keşfedebilirlerse, orada su akıp yolunu buluyor zaten.  Bence herkesin hayatlarındaki monotonluğu renklendirecek bir şeylere zaman ayırması lazım.  O zaten sizi heyecanlandırırsa kendini gösterir ve bir işe, girişime döner.

Genel olarak bir sektöre girip iki-üç sene çalıştıktan sonra bile insanların çoğu yaptıkları işi sevmiyor olsalar bile “Bu kadar emek verdim, buna yazık edemem” gibi bir düşüncede olabiliyorlar.   Nasıl bir şey senelerce emek verdiğin bir alanı arkada bırakıp hayatını yenilemek?  Neler kazandırdı sence sana?

Senelerce emek verdiğim bir alanı aslında tamamen arkamda bırakmadım.  Maddi kaygılarımdan dolayı kendime yeni bir iş alanı yaratmaya çalıştım.  Biraz şans, bolca araştırma ve çalışma ile farklı bir alanda yeni bir iş için girişimde bulundum.  Mesleğimden vazgeçmedim aslında. Arkamda bıraktığım mesleğim benim hayatımın her zaman bir parçası.  Sevdiği işi yapan insanlardanım sadece şartlardan dolayı farklı bir yola girdim.

Bence insan hayatta kendine her türlü yolu açabilecek, kendine yenilikler yaratabilecek güçte. Yeter ki bunu istesin, yeter ki buna inansın. Çok çalışmaktan ve kendine inanmaktan da vazgeçmesin.

Give a Reply