Sağlam Kafa, Sağlam Vücut: Sağlam Pazartesi

Sağlam Kafa, Sağlam Vücut: Sağlam Pazartesi

Hayatımızı güzelleştirmekten, pazartesi sendromlarından kurtulmaktan, özgürleşmekten, “iyileşmekten” bahsediyoruz hep.  Bu değişimleri, gelişimleri gerçekleştirebilmek; bir sürü dış faktörden önce, kendi düşünce yapımızla, psikolojimizle alakalı.

Tam da bu noktada, hepimizin bildiği bir atasözümüz var : “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.”

Sağlam vücut denince, sadece “o an bir rahatsızlığı hissedilmeyen” vücut geliyor çoğunluğun aklına.  Ancak asıl potansiyelimizin ne kadarını kullanabildiğimizin ya da içimizde neler döndüğünün pek farkında olamıyoruz tabi ki.

Denetimsizlikten, ihmallerden kaynaklı kazalar gördüğümüzde hep bir ağızdan diyoruz ki, “kaza değil cinayet”.  Göz göre göre gelen tehlikeler görmezden gelindikten sonra, aslında beklenildiği üzere kötü bir sona sebep olduğunda hepimizin hissettiği duygular çok benzer.

Sağlık durumlarımız da bu tabloya çok benzer olabilir mi?

“Önce sağlık!” demeyenimiz yok.  Hem sevdiklerimiz hem kendimiz için ilk dileğimiz, ilk duamız hep o.

Sağlığımız için neler yapıyoruz peki? Hep günlük hayat kalitemizi aksatacak bir rahatsızlığımız kendini gösterdiğinde hatırlıyor olabilir miyiz bedenimizi?

Öyle hissedilebilir bir rahatsızlığımız yoksa da; yaşıyor olmak, sağlığını korumak ile aynı şey midir?

Hasta olmayı bizim kontrolümüzün dışında bir durum olarak kabullenip, kimyasal ilaçlarla tedavi olmayı normalimiz haline getiriyor çoğumuz.  Peki hiç hasta olmadan sağlığımızı korumak için yapabileceklerimizi görmezden geliyor olabilir miyiz?

Hasta olmadan, sağlıklı halimizi sürdürebilme durumunu dış etkenlere, kadere, hayata bırakmadan önce, kendi yapmamız gerekenleri ve yapabileceklerimizi ne kadar yapıyoruz?

“Koruyucu sağlık” kavramından ne kadar haberdarız? Günümüz dünyasında vücudumuzun günlük istediği vitaminleri minarelleri ona verebiliyor muyuz? Farkında olmadan maruz kaldığı bir sürü zararlı maddeden arındırmak için antioksidanları devamlı alabiliyor muyuz?

Bir sürü hayalimizin, hedefimizin yanında ; kendi vücudumuzu ne kadar sevip koruyoruz?

Hayattaki her isteğimiz, her dileğimiz için niyet etmek kadar hareket etmemiz de gerekiyor.  “Önce sağlık” dileğimizin diğer hedeflerimizden pek bir farkı yok aslında, o da bir emek ve hareket gerektiriyor, farkındalık gerektiriyor.

Hayatımızın tüm süreçlerinde daha sağlıklı bir ruh hali, daha verimli bir çalışma, daha coşkulu bir hayat için bedenimiz öncelikle bizden onun değerini hakkınca vermemizi istiyor.

“You are what you eat – Ne yersen o’sun” belgeseli beslenme ve sağlık konusunda bizi biraz uyandırıyor ve biraz da rahatsız ediyor.

Sağlığa, beslenmeye bakış açımızı bu videoların da desteğiyle gözden geçirirsek ve onu kendi haline bırakmadan biraz tazeleyebilir ve besleyebilirsek, kendimizi hayatımızda istediğimiz değişiklikler için hem psikolojik hem fizyolojik çok daha hazır hissedeceğimiz kesin.

Sağlıklı, hareketli, enerjik günler dileğiyle!

 

Give a Reply