Burcu Baykaldı

“Önemli olan neye ihtiyacın olduğunu, ne hissettiğini zamanında fark edebilmek ve olduğun yerde ısrar etmeyip zamanında hareket edebilmek bence. Bu geçiştirilebilecek bir konu değil, sağlığımızla bile birebir bağlantılı.”

 

Kendinden biraz bahseder misin? Burcu kimdir, nerelerde yaşadı, nerelerde okudu, iş hayatı dışında neler yaptı?

1986 Karabük doğumluyum.  Okul yıllarımı ise Balıkesir’de geçirdim.  Hep hayalleri, idealleri olan, başarılı olmaya çalışan biriydim.  Psikoloji, sanat gibi daha insana dair ilgi alanlarım vardı ama sayısal öğrencisi olduğum için İTÜ Tekstil mühendisliğini seçtim sonra.  Onu da sanatla tasarımla birleştiririm diyerek çok isteyerek seçmiştim, ilk ve tek tercihti hatta, o derece emindim.  Üniversite derslerinde bu sanat heyecanından çok kendimi makineler içinde bulunca biraz heyecanım kırılmadı değil, ama bunu dışarda aldığım tasarım eğitimleriyle, okul kulüplerindeki aktiflikle, bir dönem yurt dışında okumakla vb kapatmaya, motivasyonumu yükseltmeye çalıştım.  Çok yönlülük hep çok heyecan verdi bana, oraya sarıldım.  Okumayı, yazmayı, renkleri, şarkı söylemeyi, tenis oynamayı, değişik insanlarla tanışmayı hep çok sevdim, hedeflerime yönelik paralı-parasız bir çok part time işte de çalıştım.  Her yerden herkesten bir şeyler öğrenmeye, uygulamaya, kendimi daha da doldurmaya çalıştım.  Bu beni hep daha mutlu yaptı.

İş hayatına başlamadan önce hedeflerin nasıldı?

Tüm bu enerjimi, heyecanımı yansıtabileceğim bir iş istiyordum tabi ki.  Çoğumuzda olduğu gibi garantili ve kurumsal bir iş hayatı şartlanmasıyla, beklentilerimi karşılayabilecek büyüklükte bir şirketin parçası olmak istiyordum.  Çalışacak olmak heyecanlandırıyordu beni.  Başarılı olmak ve devamlı yükselmek istiyordum.

İş hayatındaki ilk pazartesini hatırlıyor musun? Nasıldı?

Çok net hatırlıyorum.  Nasıl heyecanlıydım anlatamam… Toplantılara eşlik etmiştim ilk gün ve hızla bir şeyler yapmaya başlamak istiyordum.

Pazartesilerinde zamanla neler değişti?

Birkaç sene sonrasında bu bahsettiğim güzel heyecanın yerini stres ve bir amaçsızlık hali aldı.  Her gün yoğun bir tempoda acil mailleri cevaplıyor, toplantılara girip çıkıyor, bir şeyler yapıyordum ama tam olarak ne yaptığımı, ne öğrendiğimi, ne ürettiğimi kendi kendime açıklayamıyordum bazen.  Geneline baktığında çok şey öğrendim ve güzel insanlarla da çalıştım tabi ki ama içimde devamlı yanlış yerde olduğum hissi vardı.  Uzun süre mutsuzluğumu, istediğim aktiflikte olamayışımı resmen kabullenemedim, devamlı motivasyonumu yükseltmeye çalıştım.  Zaten aklıma yapılabilecek başka bir şey de gelmiyordu. “Başka ne yapabilirim ki, bu şekilde çalışmaya devam edeceğim, diğer şirketlerde de durum böyle olacak nasıl olsa” gibi düşünüyordum ve bu düşünce beni giderek dibe çekti.  İş dışında da enerjimi hissedememeye başladım bir süre sonra.  Çevremdeki çoğu arkadaşım da böyle olunca, buluşmalarımız sadece iş hayatı ve İstanbul şikayetleri üzerine kurulmaya başlandı.  Kabullenilmiş çaresizlik ve hayalsizlik hali kar topu gibi büyüdü tabi öyle olunca.

Pazartesilerini değiştirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu şikayet ve atalet hali aylarca sürdükten sonra, yavaş yavaş kendime saygımı yitirmeye başladığımı farkettim. Birileri beni zorla bu hayata zincirlemiş gibi davranıyordum, enerjik, devamlı bir şeyler üretmeye çalışan, öğrenmeye öğretmeye çalışan, bir sürü hedefi olan Burcu gitmiş, yerine hiiç olmak istemediğim “Ne yapalım hayat böyle işte, katlanacağız…” tipi bir insan gelmişti. Kendi kendime bunu hiç yediremiyordum zaten.  Hep 70 yaşına geldiğimde geçirdiğim hayat için ne düşüneceğimi düşünürüm. Bir de, çok ileri gitmeden, yarın öleceksin deseler şu an “Ne güzel ki dolu dolu yaşadım ya!” der miyim diye.  Bu düşünceler iyice belirdi zihnimde.  O sırada devamlı hayatını değiştirebilmiş insanların hikayelerine denk geliyorum bir yerlerde, onlar da motive ediyor.  Eşim Burak zaten benden önce benzer sorgulamalarla istifa etmişti, birbirimize hep destek olduk ve büyük şans ki hep benzer düşüncelerdeydik.  Artık İstanbul’da da hayat çığrından çıkınca, hepsi bir anda patladı ve dedim ki hem işten hem İstanbul’dan ayrılmalıyım, yoksa hayalsizlikten ve şikayet etmekten hasta olacağım artık.

Pazartesini değiştirmek kolay oldu mu? Nasıldı?

Bir anlamda çok kolay oldu, bir anlamda ise çok zor.  Tek bir adıma bakıyor, gidip müdürünle ya da İK ile konusuyorsun, tek cümlenle değişiyor her şey. Tabii ki oraya gelene kadar seneler geçebiliyor ne yazık ki.  Bu senelerce seni atalette kılan şey ise sonrasının belirsizliğinden korkmak aslında.  Konfor alanımızın dışına çıkacak olmak. Hele ki bir şirketten benzer başka bir şirkete geçmek gibi değil de, tamamen kariyer değiştirmek, hayat tarzı değiştirmek gibi bir değişiklikse bahsettiğimiz, ki bizimki öyle oldu; kafanda bir çok soru oluyor tabi ki.  Ama o özgürlüğünü ve hayatının kontrolünü tekrar eline almış olduğun hissiyatı, gerçekten çok iyileştirici, hayata döndürücü bir his, paha biçilemez.  Denemek, yaşıyor olduğunu hatırlatıyor insana. Mutluluk ve sağlık için mücadele etmek, hepimizin kendine en büyük sorumluluğu aslında. İnsanların çoğu istiyor zaten bu değişimi ama şartlanmışlıklar sebebiyle adım atamıyorlar…İstifa ve şehir değişikliği haberimizi verdiğimizde neredeyse herkesten “en güzelini yaptınız ya, darısı başımıza..” tepkisi gelmişti.

Şu an neler yapıyorsun? Nasıl geçiyor pazartesiler?

Resmen hayata ve özüme geri döndüm şu an!  Devamlı okuyorum, devamlı yeni güzel insanlarla tanışıyorum ve devamlı yapabileceklerim için heyecanlı ve istekliyim.  Tamamen kaybettim sandığım enerjiyi tekrar yaşıyorum. İnsanlara yararlı olabileceğim ve kendimi devamlı geliştirebileceğim bir işti benim hayalim hep. İstifa ettikten sonra çalışmayayım ense yapayım diye değil, tutkuyla seve seve çalışabileyim diye hayaller kurdum hep.  Neler yapabilirim diye her şeye açıklıkla araştırmaya başlayınca yaratıcı dramayı keşfettim önce. Yaratıcı drama liderliği eğitimini almaya başlayıp alanı öğrendikçe daha da aşık oldum. Şu an Çağdaş Drama Derneği’nde 320 saat süren liderlik eğitimini yeni tamamladım ve bir tez yazmaya hazırlanıyorum, bir yandan deneyim kazanmak için TEGV başta olmak üzere çeşitli kurumlarda gönüllü liderlik yapıyorum, hayatım boyunca da bu alanda kendimi geliştirmek ve her yaştan bir sürü insana dokunmayı istiyorum.

Maddi getiri ise bambaşka bir alandan oluştu. İnsan ancak kendini yeniliklere açınca kendini aşabiliyor sanırım. İlk başta çok kapalı olduğumuz ve “Alakamız yok bizim o alanla, yapamayız” dediğimiz bir işimiz, bir ticaretimiz var şu an.  Global çalışan bir besin takviyesi firmasının distribitörü olduk ve önümüze bambaşka bir dünya açıldı, büyük aşkla çalışıyoruz resmen. Dropshipping ve yeni neslin ticaret modellerini kullanıyoruz.  Çalışma saatlerimizi, çalışacağımız insanları biz seçiyoruz.  Bu iş bize her şeyden önce çok büyük bir hayat dersi oldu sanırım.  Kendimizi en açık gördüğümüz dönemde bile aslında ne kadar kapalı olduğumuzu fark ettik bir kere.  Araştırmadan, bilmeden ve daha kötüsü anlamaya bile çalışmadan ne kadar şartlandırılmış düşüncelere göre hareket ettiğimizi, ticareti aslında hiç bilmediğimizi gördük.  Hepimiz için en tehlikeli durum bu bence.  İlerlemenin ve gelişmenin ilk düşmanı, bildiğini sanmak.

En başta bu yanlış yargılarla mücadele etmen gerektiği için zorlukları oluyor tabi ki, en başta senin kendini çok iyi geliştirmen ve gerçekten iyi araştırman, öğrenmen, sağlam emek koyman gerekiyor.

Hem yaratıcı drama için hem bu ticaret için devamlı okumam gerekiyor, ki iki alanda da liderlerimizin hepsi devamlı daha çok daha çok okumaya teşvik ediyor, sırf buna bile hayranım. Büyük bir çaba içerisindeyiz ama bir gün bile “of” demedim, tam tersine bu iki alan için de çok büyük tutkuyla çalışıyorum. İkisinde de hem kendimi ne kadar geliştirdiğimi görebiliyorum, hem de insanlara bir faydam olduğunu, daha da olacağını net görüyorum. İki alanda da çalışma arkadaşlarımızda devamlı bir sevgi seli ve çalışma coşkusu içindeyiz, çünkü hepsi bu açıklıkta ve çalışkanlıkta, kendi hayatı için mücadeleye gönüllü, girişimci ve geniş vizyonlu insanlar. Benim için en güzel yaşam budur!

Eski pazartesilerine bakınca ne düşünüyorsun?

Kendime büyük bir işkence çektirmiş olduğumu fark ediyorum.  Bu herkes için  ve her dönem böyle olmak zorunda değil tabi ki, çok severek çalışanlar da var ve olmalı zaten, ama ben çok uzun süre yanlış şeye çabalamışım.  Her şeyin bir zamanı var herhalde, ben fazla ertelemişim.  O şekilde bunalarak çalışmaya katlanabilmek ölçü değil, severek çalışıp çalışmadığın ölçü çünkü. Ayakların geri geri gitmeye başladıysa ve sevgi ve hayaller konusunda iyileşmeyeceğini netleştirdiysen, oradan hareket etmek lazımmış.  Bu her şey için böyle.  Bir dönem istifa etmeye ihtiyaç hissederken, bir dönem tekrar çalışmaya ihtiyaç hissedebilrsin, ihtiyaçtan öte isteyebilirsin.  Önemli olan neye ihtiyacın olduğunu, ne hissettiğini zamanında fark edebilmek ve olduğun yerde ısrar etmeyip zamanında hareket edebilmek bence. Bu geçiştirilebilecek bir konu değil, sağlığımızla bile birebir bağlantılı.

Pazartesilerini değiştirmek isteyenlere tavsiyen var mı?

Kendilerini hiçbir öneriye, fırsata kapatmasın kimse.  Geçiştirmek, ertelemek çok kronik bir sorunumuz.  Oysa hayat sadece biz hareket ettiğimizde, aksiyon aldığımızda değişiyor; dışarıdan bir mucize bekliyor gibi işi fazla oluruna bırakmak pek verimli olmuyor haliyle.  Konfor alanından çıkmak hiç kolay değil, kabul. Ancak, şikayet ederek devam etmeyi kabullendiğimiz bir hayat ile potansiyelimizi keşfedebileceğimiz, özgür hissedebileceğimiz bir hayat arasında karar vermek durumundayız.  Geri kalan her şey bireyin kendi tercihi. Bir şeylerden şikayet ediliyorsa, tercihlerini nasıl kullandığını sorgulamalı herkes.  Bahane değil çözüm düşünmeli. “Neden olamayacağına” değil “nasıl olabileceğine” odaklanmalı.  Yoksa zaman geçer ama hiçbir şey değişmez ne yazık ki. Hiçbir şeyin değişmemesini göze alabilenler, beklemeye devam etsin.  Ama ben bir şeyler değişsin, iyileşsin istiyorum deniyorsa, onu 3-5 sene sonrasına yani aslında belirsizliğe atmadan bir an önce harekete geçirmek lazım.  Kervan biraz yolda düzülüyor.  Yolu netleştireyim diye beklenirse o kervan yola çıkamıyor bir türlü.

 

Comments ( 3 )

  • Sefa

    burcu tebrikler guzel tatil gunlerini beklemek yerine hayatinin her donemini tatil yapabildigin icin tebrikler??

  • Hülya

    Hislere tercüman 🙂 çok tatlısın Burcu

Give a Reply